Tarih kızlar

Mahsun Kırmızıgül Kızlar Kızlar Gelem Mi Mp3 indir dur müzik yükle Kızlar Kızlar Gelem Mi dinle sözleri oku, Kızlar Kızlar Gelem Mi cepten mobil indir 25.Eyl.2016 - Atatürk'ün Manevi Kızları birarada. Sırasıyla Rukiye, Sabiha Gökçen, Afet ve Zehra görülmektedir. Kötü Kızlar 2004 filmini full hd online izle. Zoolog olan ailesi tarafından Afrika’da büyüyen, okula gitmeyen, sadece evde özel eğitim alan Cady, en güçlünün hayatta kaldığı ilkesini yaşayarak öğrenmiştir. Ancak 15 yaşına gelip liseye başladığında orman kanunlarının yepyeni bir boyut kazandığını farkeder. Bu kızlar bandosunu hazırlayan ise, bu işe padişahın emriyle memur edilen Muzika-i Hümâyun Kumandanı Becib Paşa’dır. Bu bandoda görev alan sarışın, kumral, esmer genç cariyeler, vücutlarının bütün güzelliğini ortaya koyan güvez renkli kadifeden dar elbiseler giyerlerdi. Dünya Savaşı Siyah Beyaz Tarih Kızlar Londra. bdm 071-0096 Irene Klimach, BDM am 01.04.1944. Rhotax bdm & nazi women. Askeri Tarih Ii. Dünya Sava ... 2020 CEV U19 Genç Kızlar Avrupa Voleybol Şampiyonası'nda mücadele eden 19 Yaş Altı Genç Kız Milli Takımı, Avrupa Şampiyonu oldu. Belarus'u 3-1 ... Ay-Yıldızlı kızlar tarih yazdı! Türkiye 19 Yaş Altı Kız Voleybol Milli Takımı, 2020 Avrupa Genç Kızlar Şampiyonası'nın finalinde Sırbistan'ı 3-2 yenerek şampiyon oldu. GİRİŞ 30.08.2020 23:11 GÜNCELLEME 31.08.2020 00:20 Bende tarih okuyacaktım ataması yok diye okumadim bu yüzden insan kaynakları okuyayım dedim onda da iş bulamıyorum çünkü iş ilanı çok az. Şu an keşke sağlık okusaydım diyorum. Is bulamadıkça insan daha çok morali bozuluyor okudugun meslekten de soğuyorsun. ... Kızlar & Erkekler Ne Diyor 19 19. güzinapla. Yoda +1 yıl ... Biz Bakire Kızlar konusuna geri dönelim. Şarap etiketlerinde yazılanlardan örnekler vermemin nedeni etiketlerde yazılanlar hakkında biraz bilgi vermekti. Peki; siz şarap etiketlerinde yöre, üzüm cinsi, yapım şekli veya bölge olarak “Bakire Kızlar Şarabı” diye bir ibare gördünüz mü? Ama böyle bir şey duymuşsunuzdur. ‘Altın Kızlar’ tarihi başarıyı anlattı! ‘Çok inanmıştık pes etmedik’ 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda Avrupa Şampiyonu olan 19 Yaş Altı Voleybol Milli Takımımız gözlerimizi yaşarttı. Tarih yazan millilerimizden Üç 'Altın Kız', 'En Değerli Oyuncu' (MVP) İpar Özay Kurt, 'En İyi Pasör' Lila Şengün ve 'En İyi Libero' Gülce Güçtekin, SÖZCÜ'den Devrim ...

efe aydaldan bir eser okumanızı tavsiye ederm (önceden atmıştım görmeyenler olabilir)

2020.07.26 15:34 ugur5178 efe aydaldan bir eser okumanızı tavsiye ederm (önceden atmıştım görmeyenler olabilir)

güzel hikaye ,okuyun derim (efe aydal)
Türkiye Birincisi Asla yeterince iyi olamadım. Aileme, anneme babama, onların bana harcadığı paraya layık olamadım. Hayır, serseri değildim, geri zekalı da değildim, bir amacım da vardı ve bunu gerçekleştirmek istiyordum. Çalışkan olmak... istiyordum. Çalışkan olmak için oturup çalışmak lazım ben de biliyorum, söyledim ya geri zekalı değilim. Ama bunu beceremiyordum. Yani kıçımı sandalyenin üzerinde o kadar zaman tutamıyordum, beynimi o kadar zaman aynı konuya yoğunlaştıramıyordum. IQ testlerinden yüksek sonuçlar aldığım halde, bu sonuçları derslere yansıtamıyordum, duma duma dum. Bence ben hiperaktifim, yani en azından öyleydim o zamanlar. Kimseye söylemiyordum, olduğum gibi yaşamaktan memnundum. Benim bilime değil, sanata yeteneğim vardı. Ben bir ressamdım. Boş vaktimin tamamını evde resim yapmakla geçirirdim. Bir de kronik abazanlık tabi. Evimde Tinto Brass’ın hemen hemen her “başyapıtı” mevcuttur, ama bunlar da kesmeyince, son kalan paramla kaçak pazarından bir gizli kamera aldım kendime, ama daha hayrını göremedim şerefsizin. Şu işler bir bitsin, karşı komşunun kızı var ya, öfff. Göt kadar kamera, bir girerim evlerine, bırakırım kızın odasına, öhöm öhöm nerdeydik? Evet resimler... Resimlerimi gerçek ustalara da gösterdim, ‘sende gelecek var’ dediler bana. Bu ülkede bilimle sanat o kadar ters şeyler ki, yaşamadan öğrenemiyorsunuz. Bilim; “hiçbir şey yoktan var edilemez, sadece form değiştirir” der, ama sanat; ‘yoktan var etme’ işidir. Kimse beni dinlemedi. Fen matematik yazmıştık bir kere, ve haliyle de başarısızlığımdan dolayı açıkta kalmıştım. Dershaneye bile gitmedim belki ondandır... Ama bu sene kararlıydım. Her şeyi ciddiye alacaktım. Okul da yok nasılsa, daha rahat çalışır, bir yere girerim dedim kendime. Her çocuk gibi benim de bir dershane bulmam lazımdı. Babam saldı beni sokağa; “git bir dershane bul kendine gel” dedi. Dalga geçiyorum sanacaksınız ama, dershane nerde olur onu bile bilmiyordum. Bar değil ki bu anasını satayım gir barlar sokağına seç birini. Benim gibi adama söylenir mi böyle laf? Ama yapmalıydım, dedim ya, ben serseri değildim ve bir amacım vardı; bir üniversiteli olmak. Fakülte pek önemli değil, ama mümkün olduğu kadar iyi bir yer. Sonra iyi bir iş, sonra iyi para, sonra iyi hayat. Bütün bunların farkında olacak kadar uyanmıştım hayata. Sinemaya giderken bir dershanenin önünden geçerdim hep, neydi adı? Umut Dershanesi. Yerini bildiğime göre, önce oradan başlamalı diye düşündüm. Bir koşu indim sinemanın yanına. Aaah, dershane değilmiş, sadece afişiymiş: “Umut Dershanesi, her sene ilk yüzde en az 30 öğrenci. Yüzde yüz başarı garantisi. Her bölümden en fazla 3 yanlış.” Oha be kardeşim nasıl bu kadar iddialı olabiliyorlar, yüzde yüz başarı ha? Soruları mı çalıyorlar acaba? Her neyse bir bakmak lazım. Telefon numarasını ve adresi bir kenara not ettim (yanımda kağıt taşıyacak kadar sorumluluk sahibiyim), sonra tekrar yürüyerek (spor sağlığa yararlıdır) dershaneyi buldum. Eee, şimdi naapıcaz ki? En iyisi içeri bir bakıp sonra eve gitmek. Gözüm tutarsa babamla gelip kaydolurum düşüncesiyle daldım içeri. Danışmaya gittim, bilgi almak istediğimi söyledim. Güler yüzlü bir hanfendi (hanımefendi de denebilir) beni ‘müdür’ ün odasına yolladı. Okul mu lan bura müdür falan? bir de dekan olsaydı bari. Müdür bana kaydolmaya niyetimin olup olmadığını sordu. Ukalalık yapardım ama, odada ikimiz yalnızız... “Evet, beğenirsem kaydolucam.” dedim. Fiyatı sordum, “Onlar önemli değil” dedi adam bana. Elime bir test verdi; “otur bunu çöz, geçersen kaydederim seni” dedi. Oha bir dakka bu ne? Tamam çok erken geldim, benden başka fazla öğrenci yoktu ortalarda, ama böyle baş başa sevgili gibi de test mi yapılır be kardeşim? Sorulara bakmadan kalacağımı biliyordum, çünkü yaz tatilinden yeni çıkmıştım ve tatilde çalışacak kadar da aklımı peynir ekmekle yememiştim. Eve gittiğimde ‘uğraştım ama olmadı’ diyebilmem için bir şeyler yapmam lazımdı. Ben de teste bakmaya karar verdim. Test IQ testiymiş. Gerçekten de şaşırmıştım; derslerle zekanın ne alakası olabilir ki? Sorular kolaydı, ama ben tırsmıştım. Bir iş oldu bittiye getirilmeye çalışılıyorsa kesin bir pislik vardır. Soruları doğru düzgün okumadan kafadan salladım, neden mi? Çünkü “ben vazgeçtim abi sizde kesin bir pislik var” demeye korktum. Cevapları müdür denilen adama verdim. Kimse olmadığı için hemen orada optik okuyucudan geçirdi. Sonuca baktı ve “Kaydoldun” dedi. Anlaşılan attıklarım tutmuş, belki de bu tanrıdan bir işarettir diye düşündüm :P “Ama para?” “O dert değil.” Sana dert değil tabi dümbük, parayı veren biziz. Her neyse, son on senede yedi tane Türkiye birincisi çıkartan bir dershaneye kaydolmuştum, hem de bu kadar kolay. ‘Belimi doğrultuyorum galiba’ diye düşündüm ve evin yolunu tuttum (yol nasıl tutulur diye sormayın, ben tutarım). Akşam evde bizimkilere olanları anlattım. Hayret, ilk defa babamın yüzünde bu ifade vardı, ‘iyi ki bu çocuğu yapmışız’ diyen bakışı. Sonunda benimle gurur duymaya başlamıştı. Ben iyi niyetli birisiyim, elimden gelse deli gibi, manyak gibi çalışır, onun yüzünü hep güldürürdüm, ama olmuyodu işte olmuyodu anasını satayım. Neyse, belki de bu dershane benim hayatımda değişiklik yapacaktı. Ümidim vardı, işte bu her insanda olması gereken bi şey. İnsanın temel ihtiyacı, yaşamak için sebebi... Sonunda dershanenin ilk günü gelmişti. Ağustos’un sıcağında çıktık ‘Umut’a yolculuğa. Bina bu sefer kalabalıktı, acaba bizim sınıf nasıldı? Kızlar var mı? Varsa nasıl? Sıram nasıl? Bayan yanı mı, yoksa pencere kenarı mı? Belki de pencere bayan arasıdır, kim bilir? Koşarak sınıfımın olduğu ikinci kata çıktım. Zilin çalmasına 3 dakka falan vardı ama herkes çoktan sınıflara gitmişti. Kafamı sınıftan içeri soktum. Aman tanrım. İçerde dünyayı ele geçirmeyi amaçlayan bir mutant ordusu vardı. Birazdan alien komutanları gelecek ve istila için son planları yapacaklar... TİPİ VARDI HEPSİNDE. Kardeşim anladık ineksiniz kendinizi derse vermişsiniz, ama bari normal insana benzeyin be! Kızlar ikiye ayrılır, bıyığı olduğunu kabul edenler ve kabul etmeyenler. Bıyığı olduğunu kabul eden kızlar giderler çeşitli yöntemlerle (yakarak, ağda yaparak falan) bu bıyıklarını düzenli olarak ortadan kaldırırlar. Yanımdaki kız kesinlikle bıyıklı olduğunu kabul etmek istemeyenlerdendi. Kafamı ona çevirdiğimde aramızda on santim kalıyordu, ve ben onu gördükçe komplekse giriyordum. Bende öyle bıyık olsa var ya, nasıl gider biliyo musun bu kestane gözlerin altına? Sınıfa ne hayallerle girmiştim, ikinci bir arkadaş çevresi falan. Ama şimdi sadece hocanın bir an önce gelmesini bekliyordum. Gerçekten de hoca bir an önce geldi. Tipi çok da önemli değil, size burda bir hoca tasviri yapıp beyninizi boşuna yormiycam. Hocanın kendisi de önemli değil zaten, önemli olan gelir gelmez hepimize dağıttığı formlar. “Bunları doldurup imzalayacaksınız.” dedi adam... ‘Ben, nokta nokta nokta, üniversiteye girene kadar başka bir dershaneye gitmeyeceğimi, ve bu dershanenin uyguladığı yöntemleri kimseye anlatmayacağımı teyit ederim. İmza....’ Dershanenin uyguladığı yöntem demekle herhalde formun geri kalan bölümünü kastediyorlardı: ‘Saat 6:00 uyanma ve kahvaltı. Saat 6:30 Matematik Saat 7:30 su ve ihtiyaç molası Saat 7:40 Fizik Saat 8:30 Kimya Saat 9:30 Dershane Saat 15:00 Eve varış Saat 15:10 Tarih......’ Liste gün sonuna kadar gidiyordu. Ne kadar saçma. Ben her gün ayrı bir derse çalışırım valla, beni bağlamaz. Günler geçiyordu. Her geçen gün içerisi biraz daha garipleşiyordu. Fark ettiğim ilk gariplik, öğrencilerdi. İlk deneme sınavından en düşük notu ben aldığım halde, diğer öğrencilerin geri zekalı davranışlarına bazen dayanamıyordum. “Üğretmenüm, hayvanlar nasul çiftleşür?” “Hocam çok afedersiniz, eksi mi negatif demiştiniz yoksa artı mı?” Öğretmen tam bir makine gibi sorulan her soruyu en ufak bir bıkma belirtisi olmadan cevaplıyordu. Daha negatifi pozitifi bilmeyen birini nasıl alabilirlerdi ki buraya? Ama neredeyse hepsi böyleydi. Sonra işler daha da garipleşti. Belirli saatlerde bize karanlık bir odada dev ekrandan programlar seyrettirmeye başladılar. En başında “Umut Production” yazan, devamında da... tavşanlı, kaplumbağalı, ayıcıklı çizgi filmler. İşte buna gariplik derim. Bir Allah’ın kulu çıkıp da “Arkadaş siz naapıyosunuz burda?!” demedi. Sanki ben diyebildim. Artık neredeyse iki derste bir bu programları seyrettirmeye başladılar. Sonraki derste ise, hoca giriyor, tahtayı bile kullanmadan anlatacağını anlatıyor, çoğunlukla okuyor, sonra da gidiyordu. Bu esnada da öğrenciler hızla not alıyorlardı. Bir gün dayanamadım teneffüste yanımdaki öğrenciye söyledim: “Ya bu hocalar ne biçim ders anlatıyor böyle, bir bok anlamıyorum vallaa.” Kız manyak: “Onun için mi her yıl ilk yüzde otuz öğrencileri var?” dedi. Artık bir sorun olduğundan emindim. “Günü gününe çalışırsan, programa uyarsan sen de başarılı olursun.” diye devam etti ama ben başka şeyler düşünüyordum. “Ben o programı saçma buluyorum. Fazla da sallamıyorum açıkçası.” dedim. Kız bir anda kayboldu? Allah Allah. Televizyon seansları başladığından beri deneme sınavlarında gittikçe diğer çocuklarla aramdaki puan farkı açılıyordu. Her sınavda kesinlikle yüz küsur öğrenciden sonuncu oluyordum, ve gerçekten kendimi aşşağılık bir yaratık gibi görmeye başlamıştım. Dershanede tam bir kaos ortamı vardı, ama dünyanın en düzenli, en sessiz kaosu. İnsanlar birbiriyle hiç konuşmamaya başladıktan sonra kafayı yiyecek gibi olmuştum. Kimse sorduklarıma, dersle ilgili bile olsa, cevap vermiyordu. Evet nerdeydik, kız ortadan kaybolmuştu değil mi? Ben de gittim en son deneme sınavının sonucuna baktım. Yine sonuncuydum, bu sefer benden bir önceki eleman beni neredeyse ikiye katlamıştı. Zaten ben hariç öğrenciler birbirine yakın puanlar alıyorlardı. Yanımda sonuçlara bakmaya gelen kız bir anda patlar gibi ağlamaya başladı. “Yanlış bakmışlar, yanlış bakmışlar” diye tam bir embesil gibi ağlıyordu. “Nerde senin puanın?” dedim, eliyle gösterdi. ‘Burcu Akel’ mi? “İyi de senin adın Ebru Akel değil mi?” dedim. Yüzüme baktı, sonra cüzdanından kimliğini çıkarıp ismine baktı. “Haklısın, ben karıştırmışım.” dedi! İşte o anda filmler koptu bende. Bütün bunlar yetmezmiş gibi az önce kaybolan kız geri geldi: “Seni müdür bey çağırıyor, bişey dicekmiş.” Lan? Kızın suçlayıcı bakışlarından hızla uzaklaşıp müdürün ‘seviyesine’ çıktım. Tık tık, girdim içeri. İçerdeydi, bilgisayarını kurcalıyordu. “Fuat Kolcu” dedi. Bu arada adım Fuat, tanıştığımıza memnun oldum. Gözlerimin içine çok kötü baktı be, sanki “itiraf et, sen öldürdün” diyecekmiş gibi. Zaten bir iki saniye düşünmedim değil, ‘lan acaba birini mi öldürdüm?’ diye. “Biz burda sizin iyiliğiniz için çabalıyoruz yavrum?” Biliyorum bu soru cümlesi değil ama herif soru sorar gibi söyledi. “Bize üç şeyi teyit etmiştin, bunlardan birisi de verilen programa uymaktı.” TAK! Kapı kapanma efekti. Swiss! Arkaya dönüp bakma efekti. OHA! İki tane zebella gibi adam görme efekti. “Naapıcaksınız dövecek misiniz? Naaptım ki ben?” “Kurallarımıza uymamışsın.” MIŞSIN. Güzel Türkçe’mizi öğrenelim; -mışsın ekinin halk arasındaki adı ‘ispiyon eki’dir, ve birinin sizi ispiyonladığını ifade eder. Bu durumda, ispiyoncu o manyak karı, ama niye? “Sen bize çok büyük sorun oldun. Diğerleriyle arandaki puan farklarına bir baksana. Artı programa uymuyorsun, artı... DÜZENİMİZİ SORGULUYORSUN.” Benim bişey sorguladığım yok ki, sadece... evet aslında sorguluyorum, “Siz ne biçim dershanesiniz!” diye patladım ne yazık ki. Hem de çok yanlış bir zamanda ve çoook yanlış bir yerde. Arkadan öyle bir darbe indi ki kafama, acıyı hissedemedim, sadece flaş ve sarsıntı. Ellerimi kollarımı arkadan iki zebella tuttu, sandalyeye oturtuldum. Kıpırdayamıyordum. Yarı baygındım, ama biraz da numara yapıyordum. Müdürün elinde iğne gördüm “Naabıcaksınııııııız” “Birazdan sınıfta kalp krizi geçirip öleceksin.” dedi müdür. “Ama neden? Bu kadar mı önemli? Tamam, söz, çok daha fazla çalışırım, arayı kapatırım, programınıza uyarım. Lütfe...” Adam şırıngaya ilacı çekti bile, beni sallamıyordu: “Sorun o değil ki. Sen bize uygun değilsin, programa uymadın, bizi sorguladın, puanların hala düşük, bu da gösteriyor ki gösterdiğimiz video programlarından da etkilenmiyorsun. Nerde sorun var hiç bilmiyorum, daha önce asla sorun yaşamadım. Yani senin IQ’na sahip olan yüzlerce...” “Durun durun durun bir dakka! Ben o testi uydurmuştum, nasıl olduysa tutmuş, yani ben sizin sandığınız kadar zeki de....” “UYDURDUN MU? Hayatını, geleceğini belirleyeceğin bir dershanenin sınavına girerken cevapları uydurdun mu? Bu ne biçim sorumsuzluktur! Zaten seni ilk gördüğümde anlamıştım geri zekalı... olmadığını.” Bir dakka bir dakka, mola (derler ya Amerikalılar). “Patron bir dakka siz geri zekalıları mı alıyodunuz?” Tabi ya! Ulan o kadar soruyu kıçımdan uydurmuşum, zaten tutsa sayısal lotocu falan olmam gerekirdi. Demek olayları buymuş. Adam devam etti: “Programımıza uyman için geri zekalı olman lazım. Zihnini anca o şekilde kontrol edip istediğimiz gibi yoğurabiliriz. Moronları çok severim, siliktirler, asla karşı gelmezler, her istediğini uygulayabilirsin. Ben bu işe yirmi küsur yılımı verdim, babam da bir o kadar zaman harcadı. Deneme yanılmalarla bu noktaya geldim. Dişliler çoktan yerine oturdu, sen çok geç kaldın. Biz bu işe bütün servetimizi yatırdık.” iğneyi koluma yaklaştırdı. “ÜLKEYİ MORONLAR YÖNETSİN DİYE Mİ?” baygın numarası yapmayı bırakıp aniden ayağa fırladım ve elindeki iğneye tekme attım. Kendimi ileri atınca kollarımı da kurtardım, gulyabanilerin arasından sıyrılıp dışarı attım kendimi. Arkamdan bağırdı: “Yakalayın, kaçıyor! Hepinizden kopya çekmiş!” Bir insan nasıl herkesten kopya çekebilir? Buna inanmak için geri zekalı olmak lazım :P Öğrenciler işini gücünü bırakıp bana saldırmaya başladılar. Lanet olsun zombilerle dolu bir binaya düşmüştüm sanki. Bir tekme ona, bir yumruk şu kızın suratına, “çekilin be” tekmelerle yumruklarla çıkışa vardım. En sevdiğim T-Shirt L Her neyse sırası değil. Hemen eve uçtum. Annem karşıladı kapıda “Oğlum ne oldu?” “Dur anne iki dakka ya, dershanede yaptılar.” “Ne! Merak etme ben şimdi ararım müdürü.” “Ne müdürü anne ya! Müdür yaptı zaten.” Hemen telefona sarıldım, sertçe elime aldım da denebilir. Dershaneyi aradım: “Aloov?” “Hepinizi şikayet edicem, dershanenizi kapattırıcam, sizi de hapse attırıcam. Bu yaptığınız yanınıza kar kalmıycak. Sizden şüphelenince her şeyi gizli kameraya çektim, programları, öğrencileri (blöf blöf blöf). Sizi Deha Muhtar’a maymun edicem.” “Selamımı da söyle, Faik Hoca dersin, çoktandır görmedim keratayı.” “O da mı?” “Hem de en başarılı öğrencilerimdendi. Sadece o değil. Etrafına bir bak. Konuşmayı beceremeyen matematik profesörleri, dört işlem yapamayan edebiyat hocaları, mühendisler, yöneticiler, memurlar, astronomlar, IQ testi yapılsa hiçbiri tutuk zekayı geçemez, ama en iyi mevkiler onlarda. İki formül, iki kitap ezberleyen profesör oluyor. Üniversiteye girince anlayacaksın. Şimdi hepsi mutlu, onları ben mutlu yaptım. Ayrıca... benim yöntemlerim Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanmıştır, Ramiz’ciğim sağ olsun, ona da çok emeğim geçti. Bana hiçbi şey yapamazsın, ben yasalım.” “İnsan öldürmek de mi yasal?” “Kanıtlayamazsın, üzgünüm. Bu arada eğer başka dershaneye gidersen veya bizi başkalarına anlatırsan seni ortadan kaldırmak zorunda kalırız...” Telefon kapandı. Unuttukları bi şey var, ben hepsinden daha zekiyim, eee? Durun bir dakka düşünüyorum. Pekala, kaba kuvvet, polis, jandarma, sanırım bunlar işe yaramaz. Mahkemelerde de zaten onların adamları var, yani bence var. Tamam, onları cümle aleme rezil etme planı kuralım bir tane... Ertesi gün maymunlar cehennemine geri döndüm. Seri adımlarla binaya dalıp TV odasına gittim. Beni gören öğrenciler, hiçbi şey olmamış gibi davranıyorlardı. Yirmi dakika sonra yayın odasından çıktım ve seri adımlarla, müdür ve adamları beni görmeden kaçtım. O günkü video programı hepsinden özeldi. Tinto Brass’ın en adi filmlerinden biri oynuyordu tavşanla kaplumbağa niyetine. Görevliler her zamanki gibi dışarıdaydı, yayından etkilenmemek için tabi. Ertesi gün tekrar gittim, yine yayın odasına girdim, bıraktığım gizli kameramı (komşu kızına nasip olamadı o kamera bir türlü) alıp cebime koydum. Dışarı çıktııııııım. Müdürle burun buruna geldik. “Yakalayın! Hepinizden kopya......” Moron olan onlar, ben değilim, eleman sözünü bitiremeden ben dışarı uçmuştum bile, laf aramızda iyi koşucuyumdur, özellikle götüm sıkıştığında. Ertesi Gün Şov Haber’de: “Dershanede skandal! Eğitim verecez diye porno seyrettirip, genç zihinleri bulandırıyorlar. Bu dershanenin adı... AZ SONRA!” Porno mu? Tinto Brass adi olabilir, filmleri iğrenç olabilir ama asla porno değildir... Çok merak ediyorum, o programı seyreden öğrencilere ne oldu? Dershane tabi ki kapatıldı. Onları kendi silahlarıyla vurmuş oldum. Müdür kimseye laf anlatamadı, zaten kimse bir daha çocuğunu o dershaneye yollamaya niyetli değildi. Bu ülkenin bu özelliğini çok seviyorum, birini karalamak o kadar kolay ki. Bana ne mi oldu? Şimdilik televizyon kanalından aldığım parayla idare ediyorum, bu arada resme devam. İşsiz olalım ne olcak?
Acı Çikolatalar, Efe Aydal :)
submitted by ugur5178 to KGBTR [link] [comments]


2020.07.16 23:56 flozenlol güzel hikaye ,okuyun derim (efe aydal)

Türkiye Birincisi Asla yeterince iyi olamadım. Aileme, anneme babama, onların bana harcadığı paraya layık olamadım. Hayır, serseri değildim, geri zekalı da değildim, bir amacım da vardı ve bunu gerçekleştirmek istiyordum. Çalışkan olmak... istiyordum. Çalışkan olmak için oturup çalışmak lazım ben de biliyorum, söyledim ya geri zekalı değilim. Ama bunu beceremiyordum. Yani kıçımı sandalyenin üzerinde o kadar zaman tutamıyordum, beynimi o kadar zaman aynı konuya yoğunlaştıramıyordum. IQ testlerinden yüksek sonuçlar aldığım halde, bu sonuçları derslere yansıtamıyordum, duma duma dum. Bence ben hiperaktifim, yani en azından öyleydim o zamanlar. Kimseye söylemiyordum, olduğum gibi yaşamaktan memnundum. Benim bilime değil, sanata yeteneğim vardı. Ben bir ressamdım. Boş vaktimin tamamını evde resim yapmakla geçirirdim. Bir de kronik abazanlık tabi. Evimde Tinto Brass’ın hemen hemen her “başyapıtı” mevcuttur, ama bunlar da kesmeyince, son kalan paramla kaçak pazarından bir gizli kamera aldım kendime, ama daha hayrını göremedim şerefsizin. Şu işler bir bitsin, karşı komşunun kızı var ya, öfff. Göt kadar kamera, bir girerim evlerine, bırakırım kızın odasına, öhöm öhöm nerdeydik? Evet resimler... Resimlerimi gerçek ustalara da gösterdim, ‘sende gelecek var’ dediler bana. Bu ülkede bilimle sanat o kadar ters şeyler ki, yaşamadan öğrenemiyorsunuz. Bilim; “hiçbir şey yoktan var edilemez, sadece form değiştirir” der, ama sanat; ‘yoktan var etme’ işidir. Kimse beni dinlemedi. Fen matematik yazmıştık bir kere, ve haliyle de başarısızlığımdan dolayı açıkta kalmıştım. Dershaneye bile gitmedim belki ondandır... Ama bu sene kararlıydım. Her şeyi ciddiye alacaktım. Okul da yok nasılsa, daha rahat çalışır, bir yere girerim dedim kendime. Her çocuk gibi benim de bir dershane bulmam lazımdı. Babam saldı beni sokağa; “git bir dershane bul kendine gel” dedi. Dalga geçiyorum sanacaksınız ama, dershane nerde olur onu bile bilmiyordum. Bar değil ki bu anasını satayım gir barlar sokağına seç birini. Benim gibi adama söylenir mi böyle laf? Ama yapmalıydım, dedim ya, ben serseri değildim ve bir amacım vardı; bir üniversiteli olmak. Fakülte pek önemli değil, ama mümkün olduğu kadar iyi bir yer. Sonra iyi bir iş, sonra iyi para, sonra iyi hayat. Bütün bunların farkında olacak kadar uyanmıştım hayata. Sinemaya giderken bir dershanenin önünden geçerdim hep, neydi adı? Umut Dershanesi. Yerini bildiğime göre, önce oradan başlamalı diye düşündüm. Bir koşu indim sinemanın yanına. Aaah, dershane değilmiş, sadece afişiymiş: “Umut Dershanesi, her sene ilk yüzde en az 30 öğrenci. Yüzde yüz başarı garantisi. Her bölümden en fazla 3 yanlış.” Oha be kardeşim nasıl bu kadar iddialı olabiliyorlar, yüzde yüz başarı ha? Soruları mı çalıyorlar acaba? Her neyse bir bakmak lazım. Telefon numarasını ve adresi bir kenara not ettim (yanımda kağıt taşıyacak kadar sorumluluk sahibiyim), sonra tekrar yürüyerek (spor sağlığa yararlıdır) dershaneyi buldum. Eee, şimdi naapıcaz ki? En iyisi içeri bir bakıp sonra eve gitmek. Gözüm tutarsa babamla gelip kaydolurum düşüncesiyle daldım içeri. Danışmaya gittim, bilgi almak istediğimi söyledim. Güler yüzlü bir hanfendi (hanımefendi de denebilir) beni ‘müdür’ ün odasına yolladı. Okul mu lan bura müdür falan? bir de dekan olsaydı bari. Müdür bana kaydolmaya niyetimin olup olmadığını sordu. Ukalalık yapardım ama, odada ikimiz yalnızız... “Evet, beğenirsem kaydolucam.” dedim. Fiyatı sordum, “Onlar önemli değil” dedi adam bana. Elime bir test verdi; “otur bunu çöz, geçersen kaydederim seni” dedi. Oha bir dakka bu ne? Tamam çok erken geldim, benden başka fazla öğrenci yoktu ortalarda, ama böyle baş başa sevgili gibi de test mi yapılır be kardeşim? Sorulara bakmadan kalacağımı biliyordum, çünkü yaz tatilinden yeni çıkmıştım ve tatilde çalışacak kadar da aklımı peynir ekmekle yememiştim. Eve gittiğimde ‘uğraştım ama olmadı’ diyebilmem için bir şeyler yapmam lazımdı. Ben de teste bakmaya karar verdim. Test IQ testiymiş. Gerçekten de şaşırmıştım; derslerle zekanın ne alakası olabilir ki? Sorular kolaydı, ama ben tırsmıştım. Bir iş oldu bittiye getirilmeye çalışılıyorsa kesin bir pislik vardır. Soruları doğru düzgün okumadan kafadan salladım, neden mi? Çünkü “ben vazgeçtim abi sizde kesin bir pislik var” demeye korktum. Cevapları müdür denilen adama verdim. Kimse olmadığı için hemen orada optik okuyucudan geçirdi. Sonuca baktı ve “Kaydoldun” dedi. Anlaşılan attıklarım tutmuş, belki de bu tanrıdan bir işarettir diye düşündüm :P “Ama para?” “O dert değil.” Sana dert değil tabi dümbük, parayı veren biziz. Her neyse, son on senede yedi tane Türkiye birincisi çıkartan bir dershaneye kaydolmuştum, hem de bu kadar kolay. ‘Belimi doğrultuyorum galiba’ diye düşündüm ve evin yolunu tuttum (yol nasıl tutulur diye sormayın, ben tutarım). Akşam evde bizimkilere olanları anlattım. Hayret, ilk defa babamın yüzünde bu ifade vardı, ‘iyi ki bu çocuğu yapmışız’ diyen bakışı. Sonunda benimle gurur duymaya başlamıştı. Ben iyi niyetli birisiyim, elimden gelse deli gibi, manyak gibi çalışır, onun yüzünü hep güldürürdüm, ama olmuyodu işte olmuyodu anasını satayım. Neyse, belki de bu dershane benim hayatımda değişiklik yapacaktı. Ümidim vardı, işte bu her insanda olması gereken bi şey. İnsanın temel ihtiyacı, yaşamak için sebebi... Sonunda dershanenin ilk günü gelmişti. Ağustos’un sıcağında çıktık ‘Umut’a yolculuğa. Bina bu sefer kalabalıktı, acaba bizim sınıf nasıldı? Kızlar var mı? Varsa nasıl? Sıram nasıl? Bayan yanı mı, yoksa pencere kenarı mı? Belki de pencere bayan arasıdır, kim bilir? Koşarak sınıfımın olduğu ikinci kata çıktım. Zilin çalmasına 3 dakka falan vardı ama herkes çoktan sınıflara gitmişti. Kafamı sınıftan içeri soktum. Aman tanrım. İçerde dünyayı ele geçirmeyi amaçlayan bir mutant ordusu vardı. Birazdan alien komutanları gelecek ve istila için son planları yapacaklar... TİPİ VARDI HEPSİNDE. Kardeşim anladık ineksiniz kendinizi derse vermişsiniz, ama bari normal insana benzeyin be! Kızlar ikiye ayrılır, bıyığı olduğunu kabul edenler ve kabul etmeyenler. Bıyığı olduğunu kabul eden kızlar giderler çeşitli yöntemlerle (yakarak, ağda yaparak falan) bu bıyıklarını düzenli olarak ortadan kaldırırlar. Yanımdaki kız kesinlikle bıyıklı olduğunu kabul etmek istemeyenlerdendi. Kafamı ona çevirdiğimde aramızda on santim kalıyordu, ve ben onu gördükçe komplekse giriyordum. Bende öyle bıyık olsa var ya, nasıl gider biliyo musun bu kestane gözlerin altına? Sınıfa ne hayallerle girmiştim, ikinci bir arkadaş çevresi falan. Ama şimdi sadece hocanın bir an önce gelmesini bekliyordum. Gerçekten de hoca bir an önce geldi. Tipi çok da önemli değil, size burda bir hoca tasviri yapıp beyninizi boşuna yormiycam. Hocanın kendisi de önemli değil zaten, önemli olan gelir gelmez hepimize dağıttığı formlar. “Bunları doldurup imzalayacaksınız.” dedi adam... ‘Ben, nokta nokta nokta, üniversiteye girene kadar başka bir dershaneye gitmeyeceğimi, ve bu dershanenin uyguladığı yöntemleri kimseye anlatmayacağımı teyit ederim. İmza....’ Dershanenin uyguladığı yöntem demekle herhalde formun geri kalan bölümünü kastediyorlardı: ‘Saat 6:00 uyanma ve kahvaltı. Saat 6:30 Matematik Saat 7:30 su ve ihtiyaç molası Saat 7:40 Fizik Saat 8:30 Kimya Saat 9:30 Dershane Saat 15:00 Eve varış Saat 15:10 Tarih......’ Liste gün sonuna kadar gidiyordu. Ne kadar saçma. Ben her gün ayrı bir derse çalışırım valla, beni bağlamaz. Günler geçiyordu. Her geçen gün içerisi biraz daha garipleşiyordu. Fark ettiğim ilk gariplik, öğrencilerdi. İlk deneme sınavından en düşük notu ben aldığım halde, diğer öğrencilerin geri zekalı davranışlarına bazen dayanamıyordum. “Üğretmenüm, hayvanlar nasul çiftleşür?” “Hocam çok afedersiniz, eksi mi negatif demiştiniz yoksa artı mı?” Öğretmen tam bir makine gibi sorulan her soruyu en ufak bir bıkma belirtisi olmadan cevaplıyordu. Daha negatifi pozitifi bilmeyen birini nasıl alabilirlerdi ki buraya? Ama neredeyse hepsi böyleydi. Sonra işler daha da garipleşti. Belirli saatlerde bize karanlık bir odada dev ekrandan programlar seyrettirmeye başladılar. En başında “Umut Production” yazan, devamında da... tavşanlı, kaplumbağalı, ayıcıklı çizgi filmler. İşte buna gariplik derim. Bir Allah’ın kulu çıkıp da “Arkadaş siz naapıyosunuz burda?!” demedi. Sanki ben diyebildim. Artık neredeyse iki derste bir bu programları seyrettirmeye başladılar. Sonraki derste ise, hoca giriyor, tahtayı bile kullanmadan anlatacağını anlatıyor, çoğunlukla okuyor, sonra da gidiyordu. Bu esnada da öğrenciler hızla not alıyorlardı. Bir gün dayanamadım teneffüste yanımdaki öğrenciye söyledim: “Ya bu hocalar ne biçim ders anlatıyor böyle, bir bok anlamıyorum vallaa.” Kız manyak: “Onun için mi her yıl ilk yüzde otuz öğrencileri var?” dedi. Artık bir sorun olduğundan emindim. “Günü gününe çalışırsan, programa uyarsan sen de başarılı olursun.” diye devam etti ama ben başka şeyler düşünüyordum. “Ben o programı saçma buluyorum. Fazla da sallamıyorum açıkçası.” dedim. Kız bir anda kayboldu? Allah Allah. Televizyon seansları başladığından beri deneme sınavlarında gittikçe diğer çocuklarla aramdaki puan farkı açılıyordu. Her sınavda kesinlikle yüz küsur öğrenciden sonuncu oluyordum, ve gerçekten kendimi aşşağılık bir yaratık gibi görmeye başlamıştım. Dershanede tam bir kaos ortamı vardı, ama dünyanın en düzenli, en sessiz kaosu. İnsanlar birbiriyle hiç konuşmamaya başladıktan sonra kafayı yiyecek gibi olmuştum. Kimse sorduklarıma, dersle ilgili bile olsa, cevap vermiyordu. Evet nerdeydik, kız ortadan kaybolmuştu değil mi? Ben de gittim en son deneme sınavının sonucuna baktım. Yine sonuncuydum, bu sefer benden bir önceki eleman beni neredeyse ikiye katlamıştı. Zaten ben hariç öğrenciler birbirine yakın puanlar alıyorlardı. Yanımda sonuçlara bakmaya gelen kız bir anda patlar gibi ağlamaya başladı. “Yanlış bakmışlar, yanlış bakmışlar” diye tam bir embesil gibi ağlıyordu. “Nerde senin puanın?” dedim, eliyle gösterdi. ‘Burcu Akel’ mi? “İyi de senin adın Ebru Akel değil mi?” dedim. Yüzüme baktı, sonra cüzdanından kimliğini çıkarıp ismine baktı. “Haklısın, ben karıştırmışım.” dedi! İşte o anda filmler koptu bende. Bütün bunlar yetmezmiş gibi az önce kaybolan kız geri geldi: “Seni müdür bey çağırıyor, bişey dicekmiş.” Lan? Kızın suçlayıcı bakışlarından hızla uzaklaşıp müdürün ‘seviyesine’ çıktım. Tık tık, girdim içeri. İçerdeydi, bilgisayarını kurcalıyordu. “Fuat Kolcu” dedi. Bu arada adım Fuat, tanıştığımıza memnun oldum. Gözlerimin içine çok kötü baktı be, sanki “itiraf et, sen öldürdün” diyecekmiş gibi. Zaten bir iki saniye düşünmedim değil, ‘lan acaba birini mi öldürdüm?’ diye. “Biz burda sizin iyiliğiniz için çabalıyoruz yavrum?” Biliyorum bu soru cümlesi değil ama herif soru sorar gibi söyledi. “Bize üç şeyi teyit etmiştin, bunlardan birisi de verilen programa uymaktı.” TAK! Kapı kapanma efekti. Swiss! Arkaya dönüp bakma efekti. OHA! İki tane zebella gibi adam görme efekti. “Naapıcaksınız dövecek misiniz? Naaptım ki ben?” “Kurallarımıza uymamışsın.” MIŞSIN. Güzel Türkçe’mizi öğrenelim; -mışsın ekinin halk arasındaki adı ‘ispiyon eki’dir, ve birinin sizi ispiyonladığını ifade eder. Bu durumda, ispiyoncu o manyak karı, ama niye? “Sen bize çok büyük sorun oldun. Diğerleriyle arandaki puan farklarına bir baksana. Artı programa uymuyorsun, artı... DÜZENİMİZİ SORGULUYORSUN.” Benim bişey sorguladığım yok ki, sadece... evet aslında sorguluyorum, “Siz ne biçim dershanesiniz!” diye patladım ne yazık ki. Hem de çok yanlış bir zamanda ve çoook yanlış bir yerde. Arkadan öyle bir darbe indi ki kafama, acıyı hissedemedim, sadece flaş ve sarsıntı. Ellerimi kollarımı arkadan iki zebella tuttu, sandalyeye oturtuldum. Kıpırdayamıyordum. Yarı baygındım, ama biraz da numara yapıyordum. Müdürün elinde iğne gördüm “Naabıcaksınııııııız” “Birazdan sınıfta kalp krizi geçirip öleceksin.” dedi müdür. “Ama neden? Bu kadar mı önemli? Tamam, söz, çok daha fazla çalışırım, arayı kapatırım, programınıza uyarım. Lütfe...” Adam şırıngaya ilacı çekti bile, beni sallamıyordu: “Sorun o değil ki. Sen bize uygun değilsin, programa uymadın, bizi sorguladın, puanların hala düşük, bu da gösteriyor ki gösterdiğimiz video programlarından da etkilenmiyorsun. Nerde sorun var hiç bilmiyorum, daha önce asla sorun yaşamadım. Yani senin IQ’na sahip olan yüzlerce...” “Durun durun durun bir dakka! Ben o testi uydurmuştum, nasıl olduysa tutmuş, yani ben sizin sandığınız kadar zeki de....” “UYDURDUN MU? Hayatını, geleceğini belirleyeceğin bir dershanenin sınavına girerken cevapları uydurdun mu? Bu ne biçim sorumsuzluktur! Zaten seni ilk gördüğümde anlamıştım geri zekalı... olmadığını.” Bir dakka bir dakka, mola (derler ya Amerikalılar). “Patron bir dakka siz geri zekalıları mı alıyodunuz?” Tabi ya! Ulan o kadar soruyu kıçımdan uydurmuşum, zaten tutsa sayısal lotocu falan olmam gerekirdi. Demek olayları buymuş. Adam devam etti: “Programımıza uyman için geri zekalı olman lazım. Zihnini anca o şekilde kontrol edip istediğimiz gibi yoğurabiliriz. Moronları çok severim, siliktirler, asla karşı gelmezler, her istediğini uygulayabilirsin. Ben bu işe yirmi küsur yılımı verdim, babam da bir o kadar zaman harcadı. Deneme yanılmalarla bu noktaya geldim. Dişliler çoktan yerine oturdu, sen çok geç kaldın. Biz bu işe bütün servetimizi yatırdık.” iğneyi koluma yaklaştırdı. “ÜLKEYİ MORONLAR YÖNETSİN DİYE Mİ?” baygın numarası yapmayı bırakıp aniden ayağa fırladım ve elindeki iğneye tekme attım. Kendimi ileri atınca kollarımı da kurtardım, gulyabanilerin arasından sıyrılıp dışarı attım kendimi. Arkamdan bağırdı: “Yakalayın, kaçıyor! Hepinizden kopya çekmiş!” Bir insan nasıl herkesten kopya çekebilir? Buna inanmak için geri zekalı olmak lazım :P Öğrenciler işini gücünü bırakıp bana saldırmaya başladılar. Lanet olsun zombilerle dolu bir binaya düşmüştüm sanki. Bir tekme ona, bir yumruk şu kızın suratına, “çekilin be” tekmelerle yumruklarla çıkışa vardım. En sevdiğim T-Shirt L Her neyse sırası değil. Hemen eve uçtum. Annem karşıladı kapıda “Oğlum ne oldu?” “Dur anne iki dakka ya, dershanede yaptılar.” “Ne! Merak etme ben şimdi ararım müdürü.” “Ne müdürü anne ya! Müdür yaptı zaten.” Hemen telefona sarıldım, sertçe elime aldım da denebilir. Dershaneyi aradım: “Aloov?” “Hepinizi şikayet edicem, dershanenizi kapattırıcam, sizi de hapse attırıcam. Bu yaptığınız yanınıza kar kalmıycak. Sizden şüphelenince her şeyi gizli kameraya çektim, programları, öğrencileri (blöf blöf blöf). Sizi Deha Muhtar’a maymun edicem.” “Selamımı da söyle, Faik Hoca dersin, çoktandır görmedim keratayı.” “O da mı?” “Hem de en başarılı öğrencilerimdendi. Sadece o değil. Etrafına bir bak. Konuşmayı beceremeyen matematik profesörleri, dört işlem yapamayan edebiyat hocaları, mühendisler, yöneticiler, memurlar, astronomlar, IQ testi yapılsa hiçbiri tutuk zekayı geçemez, ama en iyi mevkiler onlarda. İki formül, iki kitap ezberleyen profesör oluyor. Üniversiteye girince anlayacaksın. Şimdi hepsi mutlu, onları ben mutlu yaptım. Ayrıca... benim yöntemlerim Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanmıştır, Ramiz’ciğim sağ olsun, ona da çok emeğim geçti. Bana hiçbi şey yapamazsın, ben yasalım.” “İnsan öldürmek de mi yasal?” “Kanıtlayamazsın, üzgünüm. Bu arada eğer başka dershaneye gidersen veya bizi başkalarına anlatırsan seni ortadan kaldırmak zorunda kalırız...” Telefon kapandı. Unuttukları bi şey var, ben hepsinden daha zekiyim, eee? Durun bir dakka düşünüyorum. Pekala, kaba kuvvet, polis, jandarma, sanırım bunlar işe yaramaz. Mahkemelerde de zaten onların adamları var, yani bence var. Tamam, onları cümle aleme rezil etme planı kuralım bir tane... Ertesi gün maymunlar cehennemine geri döndüm. Seri adımlarla binaya dalıp TV odasına gittim. Beni gören öğrenciler, hiçbi şey olmamış gibi davranıyorlardı. Yirmi dakika sonra yayın odasından çıktım ve seri adımlarla, müdür ve adamları beni görmeden kaçtım. O günkü video programı hepsinden özeldi. Tinto Brass’ın en adi filmlerinden biri oynuyordu tavşanla kaplumbağa niyetine. Görevliler her zamanki gibi dışarıdaydı, yayından etkilenmemek için tabi. Ertesi gün tekrar gittim, yine yayın odasına girdim, bıraktığım gizli kameramı (komşu kızına nasip olamadı o kamera bir türlü) alıp cebime koydum. Dışarı çıktııııııım. Müdürle burun buruna geldik. “Yakalayın! Hepinizden kopya......” Moron olan onlar, ben değilim, eleman sözünü bitiremeden ben dışarı uçmuştum bile, laf aramızda iyi koşucuyumdur, özellikle götüm sıkıştığında. Ertesi Gün Şov Haber’de: “Dershanede skandal! Eğitim verecez diye porno seyrettirip, genç zihinleri bulandırıyorlar. Bu dershanenin adı... AZ SONRA!” Porno mu? Tinto Brass adi olabilir, filmleri iğrenç olabilir ama asla porno değildir... Çok merak ediyorum, o programı seyreden öğrencilere ne oldu? Dershane tabi ki kapatıldı. Onları kendi silahlarıyla vurmuş oldum. Müdür kimseye laf anlatamadı, zaten kimse bir daha çocuğunu o dershaneye yollamaya niyetli değildi. Bu ülkenin bu özelliğini çok seviyorum, birini karalamak o kadar kolay ki. Bana ne mi oldu? Şimdilik televizyon kanalından aldığım parayla idare ediyorum, bu arada resme devam. İşsiz olalım ne olcak?
Acı Çikolatalar, Efe Aydal :)
submitted by flozenlol to KGBTR [link] [comments]


2020.07.05 17:10 oguzkra1 Recep Tayyip Erdoğan'ı neden seviyorum sıralı liste

İlk gençlik yıllarında sosyal hayat ve siyasetle iç içe bir yaşam sürdüren Erdoğan, acaba o zamanlar, bir gün REİS diye anılacağını, böyle sevileceğini hayal edebiliyor muydu?
İnsan ne çok hayal kurup vazgeçiyor. İşte vazgeçmeden, bir şeye tutkuya bağlanmak böyle bir şeydi. Sonunda hep gülüş, hep başarı getiriyordu. Bir gün koskoca bir ülkenin sorumluluğunu almak, koskoca bir tarihin yükünü sırtlanmak büyük, çok büyük bir hayaldi elbet. Gençliğinde durup birine anlatmaya kalksan insanların sana gülmeden edemeyeceği kadar büyük.
Demek ki bazen sessiz hayaller kurmak gerekiyordu. İşte bu biyografi, Erdoğan’ın çocukluktan bu yana kaybettiklerinin; ama en çok kazandıklarının ve elbette kazandırdıklarının hikayesiydi. Çünkü O, sessiz hayaller kurup, sağlam adımlar atmayı bilmişti…
Bugün 26 Şubat! Erdoğan'ın doğum günü. Cumhurbaşkanımız 65 yaşında. Kutlu olsun!
📷

Çocukluğu

Recep Tayyip, 26 Şubat 1954’te İstanbul’un Beyoğlu ilçesi Kasımpaşa semtinde Tenzile Hanım ve Ahmet Bey’in oğlu olarak dünyaya geldiğinde, ailesi ona “Recep Tayyip Erdoğan” adını verdi. Recep adını doğduğu gün Hicrî takvime göre Recep ayına denk geldiğinden, Tayyip’i ise, dedesinin adı olduğundan tercih etmişlerdi.
Babası Ahmet Bey, “Bakatalı Tayyip” olarak anılan Tayyip Efendi’nin oğluydu.
Tenzile Hanım, Ahmet Bey’in ikinci evliliğiydi. İlk evliliğini Güneysu’dayken Havuli Hanım ile yapmıştı. Bu evlilikten Mehmet ve Hasan adını verdikleri iki çocukları olmuştu. Ahmet Bey İstanbul’da Şirket-i Hayriye’ye kıyı kaptanı olarak girdi. Hanuli Hanım ile evlilikleri sona ermişti. Burada Tenzile Hanım ile tanıştılar. Ve Ahmet Bey 2. evliliğini Tenzile Hanım ile yaptı. Bu evlilikten Recep Tayyip, Mustafa ve Vesile dünyaya geldi.
Recep Tayyip, sakin ve yeri gelip yokluğu hissettiği bir çocukluk geçirdi. “Reis Kaptan” lakabıyla anılan babası Ahmet Bey’in çocukluğundan gençliğinde karakteri üzerindeki etkisi yadsınamazdı. En çok tatil günlerinde babasının kendisini motorla, Galata ve Tophane’de gezdirdiği zamanları seviyordu. Babasını en iyi bu gezilerde gözlemliyor, sert mizacının altındaki sevilesi adamı fark ediyordu.
Çok asabiydi gerçekten Ahmet Bey. Ve tabii bu asabiyetinin yanında çok da disiplinliydi. İşte Recep Tayyip'i babasına benzeten de bu yanıydı. Özünde asabi yanından korksa da, bu korku o tatlı baba korkularındandı.
📷

Yamalı ayakkabılarla okul yolu

Recep Tayyip, okul hayatına Kasımpaşa’da başladı. Piyale Paşa İlköğretim Okulu’na kaydolmuştu. Okul evlerine yakın değildi. Annesi, onları her gün okula götüremiyordu. Yaz kış demeden, yarım saatlik yolu yamalı ayakkabılarla gidip geliyorlardı.
Durumları pek iyi değildi işte. Her çocuk karınca kararınca bir işin ucundan tutup eve para getirmeye bakardı. Recep Tayyip de annesinin içini suyla doldurduğu bakraçlara buz koyar, mahallelerindeki futbol sahasında soğuk su ve simit satardı. Yatılı okul zamanları geldiğinde de, babasından aldığı harçlıklar kitap masrafına yetmediğinde kartpostal satacaktı… Yazları ise, Rize’ye giderler; çay ve fındık toplarlardı.
Küçük şeylerle mutlu olmayı öğrenmiş koca yürekli çocuklardı onlar. Sokakta oyun oynayacak, kendi oyunlarını kuracak kadar da şanslılardı. İlkokulda teneffüs saatini iple çekerler, kağıtları buruştura buruştura bir araya getirip top yaparlardı. E haliyle birkaç oyundan sonra güzelim ayakkabılar delik deşik, yamaya gönderilir; okul yolunda yamalı ayaklarla bir kısır döngü başlardı.
📷

Hayatının dönüm noktası

Recep Tayyip, 5. Sınıfta hayatının dönüm noktasını yaşadı. O gün, İmam Hatip, onların da hayatına girdi. Okul müdürü, “namaz” konusunu işliyordu. Derste “Kim namaz kılacak?” diye sorduğunda Recep Tayyip parmağını kaldırdı. İhsan Hoca, öğrencisinin namazını izledi. Çok geçmeden babası Reis Bey’i okula davet etti. Ona: “Biz Tayyip’i İmam Hatip okuluna gönderelim” diye fikrini bir çırpıda belirtiverdi. Recep’in kaderi işte o gün değişti belki de. Babası, biraz duraksadı ve “Nasıl takdir ederseniz” dedi. Recep, Piyale Paşa İlkokulu’ndan 1965’te mezun oldu.
Bu nasıl düşündüğüne, nereden baktığına göre değişen bir kader noktasıydı. Çünkü Recep Tayyip, o dönemde imam hatip mezunu olmanın, ülke içinde üniversite kapılarının kapalı olduğu anlamına geldiğini bilmiyordu henüz. Yatılı okuduğu Fatih’teki İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden 1973’te mezun oldu. Kendi deyimiyle bir mücadelenin içinde olduğu zamanlardı. Üniversite konusunda yaşadığı kısıtlamalar sebebiyle liseyi bitirmek için dışarıdan bitirme sınavlarına girdi ve fark olarak gösterilen dersleri verdi. Mücadeleden sağ çıkıp geleceğe yüzünü dönebildi ve Ekim 1973’te Eyüp Lisesi’nden mezun olup ikinci bir lise diploması aldı. Aynı yıl İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ne bağlı Aksaray İktisadi ve Ticari Yüksekokulu’na girdi.
1977-1978 döneminde Akademi bünyesindeki yüksekokullar İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Ticari Bilimler Fakültesi adı altında birleştirildi. Recep Tayyip de, Şubat 1981’de mezun oldu. Kurum Temmuz 1982’de kurulan Marmara Üniversitesi’ne bağlandı. Diplomasında adı geçen kurum ise, Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi oldu.
Yıllar sonra dönüp bu günlere baktığındaysa en çok sosyal birisi oluşunu takdir edecek ve “İyi ki yapmışım” diyecekti. Çocukluğundan beridir asla asosyal biri olmamıştı. Siyaseti takip etmeye erkenden başlamıştı. Özellikle ortaöğretim boyunca yaşadığı süreç, geleceğini şekillendiren ilk zamanlardı; en değerli safir taşlarından örülmüş zamanlar…
Öyle ki yıllar sonra bir röportajı sırasında şunu diyecekti: “O dönemler olmamış olsaydı, bunlar olmazdı. O sosyal yaşam beni daha sonra siyasete taşıdı. Siyasette de ondan sonrası devam etti".
📷

Futbol merakı

Arkadaşları arasında en çok o severdi top oynamayı. Teneffüs arasında yapılacak 10 dakikalık maçın lezzetini dahi tam tadabilmek için o kağıttan topları kendisi yapardı çocukken; topa ilk ayak vuran o olurdu…
Kağıt topların peşinden koşarken, bayramlarda seyranlarda biriktirdiği harçlıklardan bir top almanın sevincinde, mahallede top koşturdu. Sonra mahalle takımı derken, ilk transferini amatör kümede yaşadı. Bu transferin ücreti 500 liraydı. Recep Tayyip, bir yandan seviniyor, belki bir yandan da futbol sahasında ne kadar su, simit satsa bu parayı kazanırdı, onu hesap etmeye çalışıyordu.
Onun futboldan asıl kazancı para değildi aslında. Terimlerin anlamını zamanla kavrayacak olsa da, kolektif düşünmeyi ve dayanışmayı öğrenmişti. Üstelik sözlük anlamlarının karşılığı olması yanında, bunu gerçekten hissederek öğrenmişti.
Temmuz 1974’te İETT’de geçici işçi statüsüyle işe başladığında da kurumun futbol takımında top koşturmaya devam etti. 18 Haziran 1981’de görevinden istifa etti. Buradan sonra bir süre de amatör takımlardan biri olan Kasımpaşa Erokspor’da oynadı.
📷
(Solda Emine Erdoğan, sağda Tenzile Erdoğan ve kucağında da ilk oğul Ahmet Burak - Asker ziyareti sırasında)

Siyasi kariyerine başlarken

Recep Tayyip, siyasi kariyerine oldukça erken başlamıştı. İlk adımı lise yıllarında “Milli Türk Talebe Birliği”ne girerek attı. 1975’te, üniversitedeyken daha resmi bir adım daha attı ve Milli Selamet Partisi’nin Gençlik Kolu Başkanlığı’na; 1976’da ise, İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanlığı’na seçildi. Bu görevi, MSP, 12 Eylül Darbesi sonrasında kapatılana kadar devam etti.
1982’de askerlik görevi için siyasete ara verdi. Acemi birliğinde geçen 4 aylık süreçte Tuzla Yedek Subay Piyade Okulu’ndaydı. Usta birliği döneminde ise, İstanbul Kağıthane’deki 3. Kolordu 6. Piyade Tümeni 77. Piyade Alayı Karagâh Servis Bölüğü’nde kantinlerin idaresinden sorumluydu. Bu görev sırasında su, simit sattığı zamanlar ne sıklıkla düşüyordu acaba hatırına…
Siyaset, damarlarında akan kandan farksızdı artık, kendini oraya ait hissediyordu. Askerliği biter bitmez kaldığı yerden devam etti; daha da ilerleyecekti. Dönüşü 19 Haziran 1983’te kurulan Refah Partisi’ne katılarak yaptı. 1984’te de Beyoğlu İlçe Başkanı oldu. 1985’te düzenlenen kongrede, “Merkez Karar ve Yürütme Kurulu Üyesi” seçildi ve aynı yıl partinin İstanbul İl Başkanlığı’na getirildi.
20 Ekim 1991’de yapılan genel seçimlerde Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile ittifak yaptı. Erdoğan da, Refah Partisi’nin İstanbul 6. Bölge 1. sıradan adayı olarak seçimlere katıldı. Refah, İstanbul’dan yüzde 16,73 oy aldı.
Erdoğan, 19. Dönem Milletvekili olarak TBMM’ye girmişti. İlk kez gerçekleşen bir uygulama vardı. Seçmenler, parti milletvekillerini sıralamaya bakmadan tercih edebiliyordu. Bu tercihli oy sisteminde seçmenler, tercihini ikinci sıradaki aday Mustafa Baş’tan yana kullandı. Erdoğan için sandıktan çıkan oy 9 binken, Baş için 13 bindi. Sonuçlar açıklandıktan birkaç gün sonra da Erdoğan’ın milletvekilliği Mustafa Baş’a geçti.
📷

Erdoğan evlendi

Erdoğan, 4 Temmuz 1978’te bir konferans verdi. Emine Gülbaran ile de işte bu konferans sırasında tanıştı. Bu adam, bir gün ülkede Başkan olacaktı. Emine Hanım, o gün ileride Türkiye’nin “First Lady”si olacağından habersiz, Erdoğan’ın ışığına kapıldı.
Karşılıklı yansıyan bu ışık, onlara bir evlilik ve 4 evlat getirdi. Kızlarına Esra ve Sümeyye; oğullarına ise, Ahmet Burak ve Necmeddin Bilal adlarını verdiler.
📷

Erdoğan tutuklandı

Erdoğan, 28 Aralık 1986’da yapılan Milletvekili ara seçimlerinde Refah Partisi İstanbul adayı olarak gösterildi; ancak seçilemedi. 26 Mart 1989’da ise, Beyoğlu Belediye Başkanı adayıydı. Yüzde 22,83 oranında oy alsa da yeterli olmadı. Sosyal Demokrat Halkçı Parti adayı Hüseyin Aslan’ın oy oranı, yüzde 29,29’du.
Erdoğan, sonuç birleştirme tutanaklarında usulsüzlük olduğu gerekçesiyle sonuçlara itiraz etti. Ancak İlçe Seçim Kurulu Başkanı 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Nazmi Özcan da kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle Erdoğan’ı mahkemeye verdi; 18 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacaktı.
Dava, Beyoğlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü; ama Erdoğan duruşmaya katılmadı. Hal böyle olunca mahkeme, hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi. Erdoğan, bir ay sonra 27 Nisan günü tutuklandı. Bir hafta Bayrampaşa Cezaevi’nde kaldıktan sonra kefaletle serbest kaldı.
Mahkeme ise, kendisine hakime hakaret suçundan 6 ay hapis ve 20 bin lira para cezası vermişti. Ancak TCK’nin 72. Maddesi uyarınca hapis cezası tecil edildi ve para cezasına çevrildi.
📷

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan

Refah Partisi, 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı için Recep Tayyip Erdoğan, Ali Coşkun, Temel Karamollaoğlu, Veysel Eroğlu ve Nevzat Yalçıntaş için kamuoyu araştırması yaptırıyordu.
15 Ocak 1994’te partinin başkanı Necmettin Erbakan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday ismin Erdoğan olacağını açıkladı. Seçim sonuçları Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı olduğunu gösteriyordu.
Erdoğan, Başkanlık döneminde, 4 milyar dolarlık bir yatırıma imza attı; trafik ve ulaşım sorununa karşı 50’den fazla köprü ve çevre yolu inşa edildi.
📷

Erdoğan’ın hapse girme süreci

Tarih 6 Aralık 1997’yi gösteriyordu. Erdoğan, Siirt’te düzenlenen bir açık hava toplantısında yaptığı konuşma sırasında Ziya Gökalp’in, 1912’de, Balkan Savaşı’ndaki Türk askerleri için yazdığı “Asker Duası” şiirinden bir dörtlük okudu. Bu dörtlük şöyleydi;
“Minareler süngü, kubbeler miğfer
Camiler kışlamız, müminler asker
Bu ilahi ordu dinimi bekler
Allah-u Ekber, Allah-u Ekber”.
Erdoğan, okuduğu bu dörtlüğün, bu haliyle Ziya Gökalp’e ait olduğunu dile getirmiş ve şu açıklamada bulunmuştu: “Konuşmamın bütünü incelendiğinde milli birlik ve beraberlik mesajı verildiği görülür”.
Erdoğan’ın konuşmasıyla ilgili bir inceleme başlatıldı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, Erdoğan’ın yaptığı konuşmanın görüntülerini inceledi. Görüşlerini, Refah Partisi’nin kapatılması istemiyle açılan davanın görüşüldüğü Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na iletti.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı, Erdoğan hakkında yürütülen “Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesi uyarınca “Halkı din ve ırk farkı gözeterek, kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçlamasıyla hazırladığı iddianameyi, 12 Şubat 1998’de tamamladı.
Erdoğan, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmaya 31 Mart’ta başlandı. Dava 21 Nisan’da, Erdoğan’ın hakkında iddia edilen suçu işlediği yönünde sonuçlandı. Erdoğan, 1 yıl hapis ve 860 bin TL ağır para cezasına çarptırıldı. Ancak duruşmadaki hali göz önünde bulundurularak cezası 10 ay hapis ve 176 bin 666 lira para cezasına çevrildi.
Erdoğan, 3 Haziran’da açıklanan gerekçeli karara göre, “Siirt’te yaptığı konuşma, dindar ve dindar olmayan kesimler arasındaki gerginliği canlı tutmaya çalışıyordu”. Erdoğan, “Bunları inanç birliği maksadıyla söyledim; benim referansım İslam’dır” açıklaması yapsa da, inandırıcı bulunmadı. Kararda yer alan “cezanın ertelenmesine yer olmadığı” ibaresine karşı olarak oy çokluğu için Yargıtay’a başvurma hakkını kullandı. Mahkemenin verdiği kararı, 23 Eylül’de, Yargıtay 8. Ceza Dairesi, bire karşı dört oyla onaylandı. Bu kararın ardından Erdoğan’a siyasi yasak getirildi; artık bir partiyle veya bağımsız olarak seçimlere katılamayacaktı. O döneme ait Hürriyet Gazetesinin attığı şu manşet Türk medya tarihinin akıllara kazınan ifadelerinden biri olacaktı: "Tayyip'e şok ceza - Muhtar bile olamaz".
📷
Ceza infaz yasası gereği hapis cezası 4 ay 10 güne indirildi. Çeşitli ertelemelerden geçen cezanın ardından, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini bıraktı. 26 Mart 1999’da cezasını çekmek üzere Kırklareli, Pınarhisar’daki Pınarhisar Cezaevi’ne girdi. 24 Temmuz 1999’da ise, tahliye edildi.
📷

Yasaklı döneminde Erdoğan

Anayasa Mahkemesi’nin, Fazilet Partisi’nin daimi olarak kapatmasının üzerinden çok zaman geçmemişti ki, bağımsız kalan milletvekilleri, yeni parti kurma çalışmalarını başlattı. Kendilerini “gelenekçiler” ve “yenilikçiler” olarak adlandırdıkları iki koldan yürüttüler bu süreci.
“Milli Görüşçü” olarak adlandırılan taraf, 20 Temmuz 2001’de, Recai Kutan’ın başkanlığında Saadet Partisi’ni; “değişimci” taraf ise, 14 Ağustos 2001’de, Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurdu. Erdoğan, aynı zamanda partinin genel başkanlığına da seçildi.
“Biz milli görüş gömleğini çıkardık” demişti Erdoğan ve kullanılan bu ibare, muhafazakarların büyük tepkisini çekmişti. Bir yandan da sistemli bir çalışma içindeydiler. Yakında seçim vardı ve hazırlıklıydılar. 3 Kasım 2002’de düzenlenen seçimlerde Ak Parti yüzde 34,29 oy oranı ile birinci parti oldu.
Parti bu başarıları gösterirken, Erdoğan, siyasi bakımdan yasaklı olduğundan seçimlere katılamadı; milletvekili olamamıştı. 58. Hükümet, Abdullah Gül başkanlığında kuruldu.
Erdoğan, damarlarında akan kanda dahi siyasetin varlığını hissediyor olmalıydı. Duyduğu üzüntüyü içinde tutup, tekrar siyasi haklarına ulaşmanın yollarını arıyordu.
Siyasi yasağının kaldırılması için TBMM’ye yasa teklifi sunuldu. Aslında bu yasa değişikliği oy çokluğu ile kabul edilmişti, ancak dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, tasarının, “özenle, somut ve kişisel” olduğu gerekçesiyle veto etti. Bir süre aradan sonra, yasa değiştirilmeden tekrar oylamaya sunuldu; meclis tekrar oy çoğunluğu ile kabul etti. Bu kez, Ahmet Necdet Sezer de onayladı. Erdoğan’ın milletvekili olmaması için artık hiçbir engel yoktu ve sağlam adımlarla ilerleyeceği yolunda daha elde edeceği çok başarı vardı. Bu henüz başlangıçtı.
Aynı dönemde, seçimlerde Siirt Milletvekili seçilen Fadıl Akgündüz’ün milletvekilliğinin düşürülmesi, Erdoğan’a ani ve yeni bir kapı açtı. Siirt’teki seçimlerin tekrar yapılmasına karar verildi. AKP’nin ilk sıradaki adayı Mervan Gül adaylıktan çekildi ve Erdoğan, partinin birinci adayı olarak aldığı yüzde 85 oy oranı ile Siirt seçimlerini kazandı.
📷

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan

Erdoğan, artık milletvekiliydi. Tüm gençliği boyunca hayalini kurduğu birçok şey için zorlu yollardan geçmiş olsa da, ilk önemli adımı atmıştı.
Sonrası Erdoğan için fazla hızlı ve başarı doluydu. Abdullah Gül, Erdoğan’ın milletvekili seçilmesinin ardından, Cumhurbaşkanı Sezer’e, istifasını sundu. İstifası onaylanan Gül’ün ardından, Cumhurbaşkanlığından aldığı görevle, Erdoğan, genel seçimlerden yaklaşık 3 ay sonra, 59. Hükümeti kurdu.
Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında yaşayan, kendisini destekleyen ya da desteklemeyen her bireyin sorumluluğunu taşıyordu ve belli ki bu sorumluluğu daha uzun yıllar taşıyacaktı. Ak Parti, 22 Temmuz 2007’de yapılan 23. Dönem Milletvekili Seçimlerinde, aldığı yüzde 46,6 oy oranı ile milletvekili sayısını 341’e çıkardı. Bu aynı zamanda Erdoğan’ın ikinci kez başkanlık koltuğunu hak ettiği anlamına da geliyordu. Aynı durum çoğalarak üçüncü kez de tekrarlanacaktı.
12 Haziran 2011’de gerçekleştirilen 24. Dönem Milletvekili Seçimlerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi, aldığı yüzde 49,83 oy oranı ve 327 milletvekili ile Erdoğan’a üçüncü kez hükümet kurma yetkisini kazandırdı.
📷

Başkanlık sürecinde alt yapı çalışmaları

Özellikle İstanbul’dan yola çıkarak söylenebilir ki, ülkenin en büyük sorunları arasında ilk sıralarda alt yapı ve ulaşım gelmekteydi. Bu sebeple Erdoğan, başkanlığı sürecinde en çok eğilimi bu iki konuya gösterecekti.
2003 yılı sonunda düzenlenen verilere göre ülke genelinde bölünmüş devlet ve il yollarının toplam uzunluğu 4,387 km, otoyollar 1,714 km iken, 2013’e gelindiğinde bu veriler, sırasıyla 20,807 km ve 2,244 km olarak kayıtlara geçecekti. Erdoğan, devletin yönetiminde bulunduğu süre içerisinde, 2014 yılı itibarıyla 471 km’lik bölünmüş devlet ve il yolu inşası gerçekleştirecekti.
Örnekleyecek olursak, 1993’te yapımına başlanan Bolu Dağı Tüneli ve 2000’de başlanan Nefise Akçelik Tüneli, 2007’de tamamlandı. 2003-2014 arasında, devlet ve il yollarında 41,2 km uzunluğunda 84 tek tüp tünel, 86,9 km uzunluğunda 46 çift tüp tünel, otoyollarda 1 km uzunluğunda tek tüp tünel ve 21,1 km uzunluğunda 12 çift tüp tünel açıldı. Tüm yollarda ise, toplam 64,3 km uzunluğunda 151 tek tüp ve 135,8 km uzunluğunda 75 çift tüp tünel hizmete sokuldu.
2004’te, Türkiye’nin ilk deniz altı tüneli olan Maramaray’ın inşası başladı. İstanbul Boğazından geçen Marmaray, 2013’te tamamlandı. 2011’de Avrasya Tüneli ve Konak Tüneli’nin temelleri atıldı. Konak Tüneli, 24 Mayıs 2015’te açılırken, Avrasya Tüneli 20 Aralık 2016’da hizmete girdi. Bu iki tünel Türkiye'nin rüya projelerinin ilk ürünleriydi.
İlk hattı 2009’da Ankara-Eskişehir arasında açılan Yüksek Hızlı Tren, daha sonra birçok ile yayıldı.
2013’te İstanbul Boğazı üzerine üçüncü köprü olarak konumlandırılan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün yapımına başlandı ve 26 Ağustos 2016’da köprü açıldı.
2002’de 25 olarak kaydedilen havalimanı sayısı, Erdoğan sürecindeki çalışmalarla 52’ye ulaştı. İstanbul’daki üçüncü havalimanı inşası ise, 2014’te başladı. Şimdilerde ise İstanbul 3. havalimanın, 29 Ekim 2018'de faaliyete geçmesi bekleniyor.
Erdoğan, Mart 2014 itibarıyla 18’i hidroelektrik santral olmak üzere, 268 baraj inşasına imza attı. Ayrıca, 138 ayrı yerleşim biriminde kentsel dönüşüm ile TOKİ öncülüğünde toplu konutlar yapıldı.
📷

Eğitim süreci

En son 2002’de 11.3 milyar TL olarak kaydedilen eğitime ayrılan bütçe, Erdoğan süreci ile 2014’te, 78.5 milyar TL’ye ulaştı.
Yönetim sürecinde birçok başarılı proje oldu. İlki, 2003’te UNICEF işbirliği ile başlatılan “Haydi Kızlar Okula” kampanyasıydı. Kızların okula gitmesini, eğitim seviyesindeki eşitsizliği noktalamayı amaçlayan bu projenin yürüttüğü kampanya sayesinde, 2002’de yüzde 87 olarak kaydedilen kız çocuğu okullaşma oranı, yüzde 96’lara kadar yükseldi. Bu Cumhuriyet tarihi için rekor bir rakamdı...
Bir ülkenin refah seviyesi kuşkusuz eğitim seviyesi ile paralel seyrediyordu ve eğitimin son durağı üniversitelerdi. 2003’te 70 olarak kaydedilen üniversite sayısı ilk 5 yılda 130’u geçmişti bile. Ülkenin 81 ilinin her birinde en az 1 üniversite oldu.
Sadece okul açmakla bitmiyordu elbet; bir de içinde yürütülen sistem adına bir şeyler yapılmalıydı. 2010’da başlatılan Fatih Projesi kapsamında çeşitli okullarda bazı sınıflara akıllı tahta koyarak işe başlandı. Teknolojinin nimetlerinden faydalanmak gerekiyordu tabii. Çocuklara da tablet bilgisayar dağıtımı başlatıldı.
Sonra 2012-2013 eğitim-öğretim yılından itibaren 4+4+4 eğitim sistemiyle 8 yıllık zorunlu eğitim, 12 yıllık zorunlu kademeli eğitime çevrildi. Başta çok karşı çıkanlar, olmaz diyenler olsa da, çocuk dediğin bir genç ağaç, eğilmeyi bekliyordu. Artısıyla, eksisiyle aslında bu sistem, eğitimin insana zorunluluğunu vurguluyordu. Çünkü ne ilginçtir ki, insan dediğin varlık, zorunlu kılınmayan şeylerin pek heveslisi olmayabiliyordu…
📷

Ekonomik süreç

Ülkede, Ak Parti döneminden önce en son “Kara Çarşamba” olarak da bilinen 2001 Türkiye ekonomik krizi yaşanmıştı. Bu kriz, ülkenin beklenmedik ölçüde ekonomik daralmasıyla sonuçlandı. Dövizdeki yüksek artışa bankacılık sisteminin açmaza girmesi eklenmiş devlet büyük bir mali yükü sırtlanmak zorunda bırakılmıştı.
Bir algı var insanda; zengin hep zengin, fakir hep fakir. Uzun adam, nasıl olmuştu da insanların umudu oluvermişti. Yeni her zaman iyidir mottosunun ürünü müydü bu? 2003’te Erdoğan ülkenin Başbakanı olduğunda, yeninin her zaman iyi olduğunu kanıtlayan o can gelmişti sanki. Belki de karşılıklı güvenin getirisi dört koldan yapacaklarına odaklanan Erdoğan, 2003’ten 2009’a ekonomide büyük bir büyüme sağlamayı başarmıştı. Sayısal verilere göre bakarsak, bu yıllar arasında Türkiye’nin GSMH’si, dünya toplamının yüzde 1,11’inden, yüzde 1,3’sine yükseldi. Bu süreçte, Türkiye edindiği oranla, AB ülkeleri arasında en iyi performansı yakalamıştı. Ayrıca bu süre zarfında, Türkiye’nin Uluslararası Para Fonu’na olan borcu da bitirildi. Ve dahi Türkiye İMF olarak bilinen bu yapıya borç verebilecek ülkelerden biri olmuştu...
Bu başarı, Cumhuriyet’in kurulduğu zamandan bu yana edinilmiş en büyük başarılardan biriydi. Siyasi istikrar sağlandı, ekonomi güçlendi ve dolayısıyla sosyal refah seviyesi yükseldi. Uzun Adam, bu işi başarmıştı. Dönüp çocukluğunda köşede soğuk su satan Recep Tayyip’e teşekkür ediyor muydu acaba?
Çıkışlar kadar inişler de insanlar içindi. Uluslararası krizi takiben 2008’in son çeyreğinde, bir durgunluk başladı. Babalarınızdan sizin kulaklarınıza da yer etmiştir muhakkak; kemerleri sıkma zamanıydı. Durgunluk, 1 yıl sürdü. Türk ekonomisinde ciddi bir küçülmeye sebep olmuştu. İşsizlik oranı, yüzde 10’dan, yüzde 14’e yükseldi. Küresel bir ekonomik krizin etkileri Türkiye'de de kendini hissettirmiş ancak Türkiye güçlü ekonomik yaklaşımdan verilmeyen tavizler sayesinde bu krizi, tabir yerindeyse, ufak sıyrıklarla atlatmıştı. O dönem Erdoğan, bu küresel ekonomik krizin Türkiye'yi teğet geçeceğini söylemiş ve öyle de olmuştu.
Ülkede işler yeniden düzelmeye başlamış; 2010 ve 2011 GSYH, yüzde 9 ve yüzde 8’den daha fazla büyüme göstermişti. Türkiye’yi, Çin’den sonra dünyada en fazla büyüme gösteren ikinci ülke konumuna yükseltti. Bu büyüme, işsizlik oranının da, krizden önceki seviyelere düşmesini sağladı.
2011’de, cari işlemler açığı yüzde 10’luk oranla tarihinin en yüksek noktasına ulaştı; dünya rekoru kırmıştı. Türk Lirasının değeri de, aşırı sermaye girişinden etkilenerek yükseldi. Ak Parti, “Ekonomiyi yeniden dengeleme” başlığı altında bir uyum operasyonuna karar verdi. Bu proje etkisini şu rakamlarla gösterdi: Bütçedeki eğitim payı 2002’de yüzde 10 iken 2011’de yüzde 15’e yükseldi. Sağlık payı da yüzde 2.6’dan, yüzde 5.8’e yükseldi. Bu zaman zarfında GSYH reelde yüzde 50’den fazla yükseldiği için eğitim ve sağlık harcamalarının reel artışı, GSYH içindeki pay artışlarından daha fazla olmuştu.
submitted by oguzkra1 to RecepTayyipErdogan [link] [comments]


2020.06.11 08:32 yennicheri Salak Kız Nasıl Tavlanır? Bölüm 2

5-KIZA ÇIKMA TEKLIFI AYAKLARI
Bu kadar bilgiyi almis olmaniz kızın sizinle çikmasi için yeterli değil.Çünkü daha kız sizin ondan hoslandiginizi bile bilmiyor.Bunu kıza bir şekilde sölemeniz lazim.Ama nasıl?Tabi ki bizden.Sunu sakin unutmayin çikma teklifi olayin en önemli kisimlearindan biridir.Siz kızı ne kadar tavlarsaniz tavlayin📷kızın üzernde ne kadar büyük bir imaj birakirsaniz birakin kıza dogru yerde📷dogru zamanda ve dogru şekilde çikma teklif edemezseniz olayiniz biter.O yüzden bu bölümü çok ama çok dikkatli okuyun.
Bir kere en basta bilmeniz gereken şey kızların daima sürü halinde dolasan yaratıklar olduklaridir.Ve en bastada söyledigimiz gibi kızların en büyük korkusu arkadaşlarının alay konusu olmaktir.O yüzden çikma teklif edeceginiz kızı mutlaka yanliz basina yakalamalisiniz.Ama bunlar tuvalete bile birlikte giderler.O yüzden bir şekilde kızı sürüden ayirmaniz lazim.Bunu nasıl yapacaginiza gelince:
Önce kızın yanina gidin📷her zamanki klasik muhabbetinizi yapin.Ve kıza "Seninle biraz konusmamiz lazim" diyin.Bu cümlenin Türkçeye tam çevirisi "Benimle çikarmisin?" dir.Bütün kızlar bunun ne anlama geldigini bilir ve kız eğer konusalim derse olay bitti.Çikiyorsunuz.Ama kız "Ne konuscaz?" diye bir soru sorarsa daha kızı tavlayamamissiniz demektir.Sakin o gün çikma teklif etmeyin.Biraz daha ugrasmaniz lazim. Kurallarimizi bastan okuyun.Ama kızla konusmaniz lazi.Hemen ikinci kuralimizi uygulamaya sok ve basla uydurmaya:"Ahmet'e bugünlerde noluyor anlamiyorum.Bana çok soguk davraniyo.Sence ne yapmaliyim" diye bir soru yöneltirseniz kız asla killanmayacaktir.Kız sizi dinlemek için suratiniza salak salak bakmaya baslamissa konuya baslayabilirsiniz demektir.Burada yeri gelmisken uyaralim:Kızı ikna etmeniz gerekebilir ve bu soruyu ayni kıza ikinciye sorma sansiniz yok.O yüzden özellikle liseli arkadaslar için söylüyoruz:Kıza çikma teklif edeceginiz zaman ikinizinde vakti genis olmali.Yani 5 dakkalik tenefüste olacak bir is değil.Liseli arkadaslar ögle tatilinde yada okul çikisi bu ise kalkissalar kendileri açisindan çok daha iyi olur.Neyse📷Kız sizden bir şeyler anlatmanizi bekliyor.Zaten kizda biliyor o sırada sizin ne söyleyeceginizi ama salakliklarindan kaynaklanan bir şey olsa gerek bunu mutlaka sizin sölemeniz gerektigini düsünürler.Bu esnada sakin panik yapmayin. Direk olarak "Benimle çikar misin?" demek aptallagina ise hiç ama hiç kalkismayin. Kızın çikacagi varsa da çikmaz.Simdi derin bir nefes alin ve kıza dönüp aynen sunlari söyleyin📷sakin degistirmeyin.Bugüne kadar bu durumdayken bu cümleleri sarfettigimiz hiçbir kız bize hayir demedi."Bak Ayse(tabiki Ayse ismi burda örnek bunu degistirceksiniz )) sana uzun zamandir söylemek istedigim çok önemli bir şey var.Ben aslinda çok uzun zamandir senden hoslaniyorum.Benim küçük dünyama renk getirdin.Inan hiçbir kız bugüne kadar beni bu kadar etkileyememisti.Benimle romantik📷çilgin📷ve bir o kadar da zevkli bir ilişki yasamaya ne dersin?Ikimizinde çok mutlu olacagindan eminim." Bunlari duyan kız size mutlaka ama mutlaka "Aaa📷inanamiyorum çok sasirdim yani hiç beklemiyordum" seklinde karsilik verecektir.Inanmayin kesin triptir.Basta da söyledigimiz gibi kız zaten sizin ona ne soracaginizi basindan beri biliyordu.Neyse📷simdi eğer bu kızın size hemen cevap vereceginizi saniyorsaniz yaniliyorsunuz. Kız size burda kesinlikle "Biraz düsüniyim." diyecektir.Peki düsün diyin.Çünkü kızlar asla "hayir" diyecekleri erkeklere bu şekilde davranmazlar.Kızın eve gidince ne düsünecegi ise size kalmis.Yani kız burda "düsüniyim" dedi diye düsünecek sanmayin.Kızın eve gidince sizi düsünmesini saglamak sizin göreviniz.Peki bunu nasıl yapacaksiniz?Onu da açikliyoruz.
Kızlar bu lafi dedigimiz gibi sadece çikmak istedikleri erkeklere söylerler.Ama kız "düsiniyim" dedikten sonra size gelip "Ben düşündümde arkadas olarak kalmamiz ikimiz içinde daha iyi olur" diyorsa bunun sebebi sizin kızı düsünürken yanliz birakmis olmanizdan başka bir şey olamaz.Öyleyse neymis?Kız bizimle çikip çikmayacagini düsündügü sırada yanliz birakmayacakmisiz.Kızın bu süreyi istedigi kadar uzatma hakki vardir.Ama bu süre genellikle 3 gün ile 1 hafta arasında degisir.Simdi gelelim sizin bu süre içerisinde yapmaniz gerekenlere.
Öncelikle kıza mutlak jestlerde bulunun.Bu salaklari en çok etkileyen jest ise 90'lik bir kasete en romantik aşk şarkilarini çekip "Bak bu kaset düsünmene yardimci olacak.Bunu hazirlamak için 8 saat ugrastim ama degdi.Yalniz bu kasetin bir özelligi var:gece hava karardiktan sonra📷yanliz basinayken dinlemen lazim.Yoksa kasetten hiçbirsey anlamazsin" diyerek kıza vermektir.Gerçekte kız bunlari ne şekilde dinlerse dinlesin anlayacak bir beyin kapasitesine sahip degildir.Ama kızın gecenin bir saati karanlik bir odada ve yanliz basina sizin verdiginiz bir kaseti dinlemesi bile çogu zaman size "Evet" demesi için yeterli.Evinizde yillardir binbir güçlükle biriktirilmis 1500 albümden olusan bir slow müzik arsivi yoksa bunu yapmaniz pek olasi değil tabiki.Peki kasete hangi sarkilari koyacaksin?Tabiki bunuda biliyoruz ama onu da kendi zevkinize göre yapin artık.Ama dur ya simdi gidip saçma sapan sarkilar koyarsin falan.
Sen en iyisimi kendini sakata atma ve bize bir mail atta sana bir liste yollayalim.Var ya kullanicisini bizim kadar düsünen bir başka site yoktur serefsizim.Varsa bize de söyleyin de hemen bookmarklayalim.Ama sakin büyük bir salaklik yapip bizden kasedin çekilmis halini istemeyin. Ugrasacak zamanimiz yok.Zamanimiz olsa biliyorsunuz hiç sorun değil.Biz sana listeyi veririz sende büyük bir müzik markete gidip kasedi çektiririrsiniz. Kızın eve gidince sizi düsünmesini saglamak için yapilacak bir diğer önemli şey ise kıza daha önceden yazmis oldugunuz ask mektupslarini vermektir.Simdi siz ask mektubuda yazmayip onuda bizden isterseniz dayak yersiniz.Yazin artık yaa.Neyse bu mektuplarin içeriginide söyleyelim bari.Bu mektuplarda kıza nasıl deliler gibi aşık oldugunuzdan 📷gözlerinin güzelliginden📷ne kadar sempatik oldugundan geceler boyu nasıl onu düsündügünüzden falan bahsedin. Mektuplarin altina tarih ve hangi saatte yazilmis olduğunu yazmayi ihmal etmeyin.Ama mektuplari saat kaçta yazarsaniz yazin mektubun altina 02:47 gibi ve her mektupta degisen saatler yazin.Bu kızın kafasinda "Ulan bu çocuk bana galiba harbiden aşık📷baksana gecenin ikisine kadar beni düsünmüs📷aslinda fena çocukta değil hee📷bir kere çiksam mi acaba?Çikiyim çikiyim!" seklinde bir düsüncenin olusmasina neden olur. Siz bizi dinleyin.
Bu is için uygulanabilecek bir diğer yöntemse sürekli kızın yaninda "Düsünen adam" tribi yapmaktir.Ama bunu kızla konusurken degilde kız sizin yaninizde degilken yapmalisiniz.Mesela siniftasiniz diyelim.Bu tribi yapmak için en uygun yerler cam kenarlaridir.Gidin cam kenarina📷ellerinizi cebinize sokun ve uzun uzun uzaklara bakin.En geç 5 dakika sonra kız sizin yaniniza gelip "Neyin var?" diye soracaktir.Sakin burda "Kare as📷 sende ne var?" demeyin📷tiksiniyolar."Biseyim yok" diyin📷bir önceki aksam sabaha kadar sizin mektuplarinizi okuyan ve sizin verdiginiz kasedi dinleyen bu kız tabiki sorunun kendisi olduğunu anlayacaktir.ama bunu kıza siz daha fazla belli etmelisiniz.Çünkü kızların en basta "Biraz düsüniyim " derken ilk amaçlari sizi biraz süründürüp iliskide her zaman söz sahibi olmak istemeleridir.Sizde trip yaparak kıza "Tamam yeter artık çektirdigin📷yeterince sürünüyorum iste" bilinçalti mesajini vermis olursunuz.Kız sizin yaninizdayken minumum konusun.Ve sonra uffflayip📷 puflayarak ve inanilmaz derecede sikkin görünerek "Naptin?Bir karar verbildin mi?" diye sorun.Bunu yaparken sakin tribi bozmayin ve uzaklara bakin.Kız muhtemelen" Cevabim kesinlesmeye basladi ama izin verde biraz daha düsiniyim" diyecektir."Bunu duyduktan sonra o kızın sizin çikma teklifinizi kabul etme ihtimali %1.000.000'dur.Eve gidince bunu kutlarsiniz. Ama kıza sadece "Peki biraz daha düsün ama düsündügün her saniyenin benim için ölümden beter olduğunu aklindan çikartma olurmu?" diyin.Ertesi gün kız yaniniza gelip "Ben düsündümde📷aslinda denemekte fayda var" seklinde bir şeyler zirvalayacaktir.Bunun öztürkçesi "Evet kabul ediyorum ama seni her an birakabilirim" demektir."Iyi 30 gün dene begenirsen register edersin📷begenmezsen de beni hayatindan uninstall edersin " tarzi bir espri güzel olmakla birlikte kızın zeka seviyesi için gayet anlasilmazdir.O yüzden yapmayin.
Çatlasin tüm düsmanlaArtık benimde bir sevgilim var
Evet iste basardiniz artık sizinde bir sevgiliniz var.Siz kıza dönüp elinizi uzatin ve "Küçük dünyama hosgeldin!" deyin.O da patisini (pati:Kedi yada köpeklerin ön ayaklarina verilen ad) uzatacaktir.Çünkü küçükken onlari bu şekilde egitmislerdir.) Ve "Hosbulduk" diyecektir."Pişman olmayacagindan emin ol. Ikimizde çok mutlu olacagiz" diye ekleyin ve artık geyige baslayin.Daha önce de anlattigimiz seyleri uygulayarak kızla sürekli konusun. Yani uydurun.Artık daha feci uydurabilirsiniz.Kız tam bu siralarda size daha önce "hiç beklemiyordum" dedigini unutarak "En basindan beri biliyordum diyecektir" inanmayin.Ve daha önce telefonuna📷mailina📷posta kutusuna ve Icq'suna mesaj birakanin siz olup olmadığınizi soracaktir."Başka kim olabilir ki?" diye cevap verin.Hemen oraçıkta bir kağit kalem bulup kıza mail adresinizi📷Icq numaranizi📷ev ve cep telefonlarinizi verin.ister istemez sizi arayacaktir.Iste bu etabida basariyla geçtiniz.Ama işiniz bitmedi.Daha o kız sizin sevgiliniz değil.Önce bir kere çikmaniz lazim. Hadi bakalım )
6-ILK ÇIKMA=SIRAT KÖPRÜSÜ .)
Bu ilk çikma olayi tamamen bir sirat köprüsü gibidir.Geçerseniz sizi kimse tutamaz📷düserseniz olayiniz biter.O yüzden çok dikkatli olmaniz gerekir.Burada dikkat edilecek noktalarida size söylüyorum.Ulan varya ne biliyorsam hepsini anlatiyorum serefsizim.Siz bu yaziyi bitirdikten sonra hala kız tavlayamadiysaniz gözüme gözükmeyin! Neyse ne demistik?Heh!Bakin bu ilk çikilan gün inanilmaz önemlidir.Öncelikle📷kıza''hadi yarin suraya gidelimmi?'' sorusunu yöneltmeden önce yapmaniz gereken çok önemli bir şey var.Kızla nereye gideceginize karar verin!Büyük ihtimalle kızla gidilecek çok fazla yer bilmiyosunuzdur.Olsun📷bilmemek değil ögrenmemek ayip.kızla gideceginiz yere karar verirken sunlara çok dikkat edin:
Sakin kızla ilk bulusmanizda yemege gitmeye kalkmayin.Bunun birsürü sebebi var! Birincisi zaten kızın yaninda hiç bir şey yiyemezsiniz.Agzima ketçep bulastimi?Ulan bu garson niye benim manitaya bakiyor?Niye bu restaurantta peçete yok?Bisey sölesem kızın istahi kaçarmi acaba?Ve bunun gibi binlerce soru yemek boyunca beyninizde yankilanir.Bunun çok dogal bir sonucu olarak panik yaparsiniz ve korktugunuz basiniza gelir.Yani agziniza ketçap bulasir📷üzerinize yemek dökersiniz📷içecek bardagini devirirsiniz ve bütün bunlarin sonucunda kız sizi (hakli olarak)daha ilk bulusmada terk eder.O yüzden bunu aklinizdan çikarin.Hatta benim tavsiyem sadece ilk bulusmada değil📷kız ''Hadi yemege gidelim'' demeden hiçbir zaman bir yere yemege gitmeyin.Gidecekseniz de fast food bir restauranta gitmek ve hamburgeri ketçapsiz ve mayonezsiz yemeniz sizin için en hayirlisi.
2)Kızların hepsi inanilmaz lüks yerleri severler. Ve hepsinde yabancilara(özellikle avrupa) hayranlik vardir.O yüzden ilk bulusmaniz için en ideal yer avrupai bir şekilde dizayn edilmis bir cafe'dir.Eğer Istanbul 📷Ankara yada izmir'de oturuyorsaniz böyle bir cafe bulmak çok kolaydir.Özellikle Istanbul'da Kadiköy ve Istiklal caddesinde adim basi böyle yerler vardir.Böyle bir cafe'de sizi en çok edecek 2 şey vardir.
1.Fiyat listesi!Cafe'de 2-3 saat oturup bütün bir haftaliginizi oraya birakmak sizin caninizi oldukça sikacak.2.ise etraftaki güzel kızlar!Böyle cefelre gelen kızlar o kadar güzeldirki kafayi yersiniz📷sakin ilk çikmanizda başka kizlari kesmeyin.Kızı delirtirsiniz.Kizda sizi terkeder.Bu arada belirtilmesi gereken bir diğer noktada bu gibi cafelerin %90'ina girebilmek için sevgilinizin(yada başka bir kız)olmasi gerektigidir. Burada nasıl davranacaginizi ise ''Cafe'de nasıl davranilir?'' bölümünde uzun uzun inceleyeceğiz.
Kızla bulusacaginiz yerle gideceginiz cafe arasında asla fazla mesafe olmasin!Yok yere bir de taksi parasi vermeyin.
Kıza sakin" Su cafe'ye gitcez "demeyin.Önce kıza ''Yarin bulusup gezelim mi?''diye sorun.O da size''Nereye gitcez?'' sorusunu yönelticektir.Sizde ''Sen bilirsin ya!'' Bana her şey uyar tribine girin.Kızlar bu tribe karsilik genelde''Sen karar ver'' der. Ama bazı kızların (nadir de olsa)"Suraya gidelim orasi çok güzel" dedigi de görülmüstür.Eğer kız "Sen karar ver"derse sizin zaten hazirda gitmeyi düsündügünüz bir cafe var!Ama kız" Şuraya gidelim!" derse📷 hemen dedigi yere gidin ve bir önarastirma yapin.Bunun neden gerektigi ise bir örnekle açiklayayim!Hadi diyelim ki siz oraya ilk defa gidiyorsunuz. Garson geldi"Ne alirdiniz" diye sordu.Sizde mesela kahve söylediniz.Kahve geldi ama fincanin yaninda seker yok. Ne yapacaksin simdi? Yaninda kız var o yüzden garsona"Abi bana seker getirirmisin?" de diyemezsin.O aci kahveyi içmek zorunda kalirsin.Zaten heyecanlisin!Ama bir gün önceden ayni cafe'ye gitmis olsaydin bu cafede sekerin masada bulundugunu biliyor olcaktin.Yaninda kız oldugu için heyecandan göremedin.Dedigim gibi📷benim sözümü dinle ve kız böyle bir şey derse git cafe'yi bir kontrol et
Kızla bulusacaginiz saati çok iyi seçin.Bu kızların hepsinin aksam ezani okunurken evde olma mecbureyeti vardir.O yüzden en geç öglen1'de bulusun.O gün ne giyeceginize çok önceden karar verin.Sonra bir eau toillete (bak parfüm diyil) alin.Bu size çok lazim olacak!Ben orjinal bürüt 'ü tavsiye ederim(hayir bay salak Brut bana reklam için para vermedi.Sadece kizlari çok feci azdiriyo!)Sakin eau toillete'i fazla sikmayin📷çünkü bunun tek özelligi kokusunun erkekler tarafindan alinamamasi.Ve fazla sikarsaniz kızı rahatsiz edersiniz.
Son olarak📷ilk bulusmaya giderken sakin yaninizda prezervatif götürmeyin.Nasıl olsa hiçbirsey yapamayacaksiniz Verdiginiz paraya yazik.Simdi artık kızla çikmaya hazirsiniz
7-CAFEDE NASIL DAVRANILIR?
Tüm bunlari uyguladiktan sonra olayin pis kismina gelmis bulunuyoruz.Cafe'ye gittiniz.Kapiyi açin önce kız geçsin!Sonra uygun bir yer bulup oturun. Kızla havadan sudan ilk muhabbeti yapin.Bu sırada garson çoktan gelmis olacak.Size büyük ihtimalle Anabritanika ansiklopedisi gibi birer menü verecekler.Bu tarz cafelerde en uyuz konu "ne alacam lan ben simdi?"sorusudur.Bunuda açikliyorum!Sakin kıza hava aticam diye bilmediginiz bir şey ismarlamayin!Mesela Guatemela Kahvesi diye bir şey gördün ve onu istedin diyelim.Direk babalara gelirsin!Çünkü bu kahve filtre kahvedir ve özel bir makinayla birlikte masaya gelir.O makinaya 5 dakika sonra basip kahveni fincana koyarsin.Ama eğer biraz fazla basarsan makina fiskirir.Buda kızın sizi terketmesi için yeterli bir neden.Neymis bilmedigimiz seyleri söylemiyormusuz.Ayrica erkekler tarafindan yapilan en büyük aptalliklardan biride kız bir şey istedikten sonra "Aynisindan" demektir.Sakin böyle bir seye kalkismayin.Siz en iyisi menüyü uzun uzun inceledikten sonra çay içmek istediginizi söyleyin!Garson "Ne çayi?" diye sorarsa "Rize çayi" diyin bu hem kızı güldürür hemde Rize çayi çok güzel bir çaydir.Niye içeceklerden bahsettigimizi de açikliyayim.Bu tarz cafe'ler inanilmaz pahalidir.Yani az önce söylediginiz çay bile sizi finalsal açidan göçertir.O yüzden başka bir seye özenmeyin. Efendi gibi için çayinizi!
Siparisinizi verdiniz📷sira geldi konusulacak konulara.Öncelikle konusurken sürekli gözlerinin içine bakin!Ve sakin masadaki bir seyle oynamayin.Ilk bir kaç dakika geyik yapin📷okuldan📷derslerden bahdedin! Sonra da o gün neden orada oldugunuzu kıza açiklayin.Yani ondan ne kadar çok hoslandiginizdan falan bahsedin. Ama sakin Bu sırada geyige vermeyin.Kız en geç bu dakikalarda sizin ondan önce kaç kızla çiktiginizi soracaktir.Hiç tereddüt etmeden "15-16" diyin.Kız zaten bu eski iliskileri biziklamaz ama olaki sorarsa ikinci kuralimizi uygulayip uydurun.Diyoruz olum salak bunlar📷kesinlikle uydurdugunuzu düsünmeyeceklerdir.Ama mesela tutup ta kıza gerçegi söylerseniz📷yani ilk çiktiginiz kızın o olduğunu ögrenirse direk olarak sizi terkeder.Kızlar acemi erkekleri hiç sevmez.O yüzden siz beni dinleyin ve uydurun.
Kızla ilk bulusmanizda asagidakine benzer bir konusma yapin. "Inan her an📷seni düsünüyorum📷o güzel gözlerini düsünükçe tarifi imkansiz bir huzur doluyor içime📷hele gülüsün yok mu ; karanlik gecelerin soguk rüzgarlarinda donmaktan koruyabilecek tek ates misali isitiyor içimi.Birden hayatim degisti📷inan senden önce bu kadar fazla iliskim olmasina ragmen hiç kimseyi bu kadar sevmedim.Ne olur sen son ol.Diğerleri gibi ihanet etme bu büyük sevgime..." Bunu uydurabilme kabiliyetinize göre arttirin.Kızın gözlerinin içinin parladiginin ve gitgide size daha yakin davranmaya basladiginin farkina varacaksiniz.Bu konusma kızın sizi aklindan çikaramamasini saglayacak olan bir bilinçalti komutudur.Denenmis ve sonuçlarda herhangi bir aksakliga rastlanmamistir.Yalniz bu konusma kızın sizi en fazla iki gün düsünmesini saglar📷daha sonra kız bunlarin hepsini unutur (salaklarin beyin kapasitesi biz erkekler gibi yillar önce olan bir konusmayi bile hatirlayacak kadar genis degildir) Bu yüzden konusmanin 2 günde bir tekrarlanmasi iliskinin gelecegi açisindan çok önemlidir.
Baya bir konusup kızın eve gidince de sizi düsünmesini sagladiktan sonra artık cafeden ayrilma vakti gelmistir.Iste olayin en pis tarafi!Nasıl hesap istiyceksin?Garsonu masaya çagirip alçak sesle " Hesabi alabirmiyim?" diyin.Kız milleti hesap gelince hemen atlar "Ben veriyim " diye.Sakin bunu ciddiye almayin.Kesin trip yapiyordur.Kız milleti gittiginiz her yere hesabi sizin ödeyeceginizi düsünerek gider.Ama hesap geldiginde ezilmemek içinde "Ben veriyim" tribine girerler. Bunun her zaman trip için yapildigini sakin unutmayin.Hesabi özellikle ilk seferde mutlaka siz ödeyin.Kız kesinlikle itiraz edecektir📷bu durumda da 📷eğer kız çok israr ederse "Bir dahaki sefere sen ödersin" diyip konuyu kapatin
8-KIZA KUMPAS KURMA
Tamam kızı tavladiniz📷bir kere çiktiniz ama daha adam olamadiniz.Simdi sira geldi kıza kumpas kurma yöntemlerine! Zira siz bu kadar seyi gidip kızla cafede bir bardak çay içmek için yapmadiniz herhalde) Sizin amaciniz bastan beri belli.Simdi gelelim bu amacinizi gerçeklestirmeniz için gereken taktiklere.
Öncelikle bilmeniz gereken şey;sizin daha önceden BULVAR gazetesinin verdigi eklerde ve bilumum aaaaa dergilerin forum köselerinde okudugunuz fanaaailerin gerçek hayatla hiçbir alakasi olmadığıdir.Bunlar tamamen uydurma seylerdir.Kız asla ve asla size kumpas kurup sizi eve atmaz.Bunu sizin yapmaniz lazim.
Kızla sevismek istiyorsaniz kızların her zaman için "Millet görse ne der?" kaygisi sahibi olduklarini kesinlikle aklinizdan çikarmamalisiniz.Bu yüzden daha öncede söyledigimiz gibi sakin kızı topluma açik mekanlarda taciz etmeyin.Dahada önemlisi kızı sakin kendi arkadaslarinin yaninda taciz etmeyin.Zaten istesenizde yapamazsiniz.Bunu bilen kız milleti genellikle sizinle basbasa kalmamak için elinden geleni yapar ve bulusmalariniza genellikle kendisinden çok daha salak bir arkadasiyla beraber gelir.Kızı yalamak istiyorsaniz öncelikle bu ultra salak arkadasi(ki biz buna halk arasında kuyruk diyoruz) egale etmek gerekir.
Kız bulusmalariniza yaninda kuyrukla geliyorsa kisasa kisas deyin ve sizde bulusmalariniza kankanizla beraber gidin.Bu kankaniza gitmeden önce "oglum benim manitanin bir kız arkadasi var;ben onu sana ayarladim ama is artık tanismaniza kaliyor.Kız biraz salak gibi gözüküyor ama bakma sen📷benim hatun onun için inanilmaz azgin dedi.Bu kiyagimida unutma heee!"seklinde gaz verin.Tamam kabul ediyoruz bu biraz :-):-):-):-)lige girer ama naabalim artık.Bu kankanizla birlikte gittiginiz bulusmanizda kızı "Gel bakiyim sana ne anlaticam" seklinde bir hitap sekli kullanarak soteye çekin. Ondan sonra yavas yavas saçlarini oksayip kulagina onu ne kadar çok sevdiginizi fisildayin.Önemli not📷akin kızın kulagina tükürme gafletine düsmeyin. Sonra yavas yavas ellerinizle kızın boynunu oksayin.Bu sırada kızın kulagina onunla ne kadar mutlu oldugunuzu fisildayin.Bu sırada yillarin abazani bünyeniz daha bir azacak vücudunuzdaki bütün kan ayni yere toplandigindan dolayi beyninize kan gitmeyecek ve düsünemeyeceksiniz.O yüzden simdiden hatirlatiyoruz.Sakin ola bu esnada fazla ileri gitmeyin.Siz zaten az önce yaptiklarinizla kızı azdirdiniz.Kız eve gittiginde sürekli sizin dokunuslarinizi düsünecek ve kendinden geçecektir.Ama su an sizin dönmenizi bekleyen iki büyük soruna sahipsiniz: kankaniz ve ultra salak kuyruk)) Onlari daha fazla bekletirseniz killanir ve yaniniza gelirler.Bu da sizin açinizdan çok kötü olur.Siz nasıl olsa amaciza ulasip📷kıza "seninle yatmak istiyorum"bilinçalti mesajini verdiniz.Eğer bulusmalariniza kuyrukla geliyorsa bu problemide astiniz.
Kızlar genellikle ne kadar azgin olurlarsa olsunlar(ki hepsi zannettiginizden daha azgindir.) bunu size belli etmemek için ellerinden gelen her seyi yaparlar.Ama kızı bir şekilde tufaya getirip📷toplum içerisinden uzaklastirip basbasa kalmayi basarabilirseniz hayatinizin en büyük dumurunu yasarsiniz.Çünkü bu salak kız milleti etrafinizda başka birileri varken sürekli"ayy yapma📷lütfen!" tribine girmelerine ragmen bas basa kaldiginizda resmen üstümüze atlarlar!asiul is kızla gerçek manada basbasa kalabilmektedir.Bunu nasıl yapacaginizida açikliyoruz.Ulan varya size yaptigimiz kiyagin haddi hesabi yok serefsizim :)

Devam edecek...
submitted by yennicheri to KGBTR [link] [comments]


2020.04.24 14:28 RaceMeToNeptune Koronavirüs Esprileri

😂Uzun süre sonra bugün ilk defa çöp atmaya çıkacağım o kadar heyecanlıyım ki ne giyeceğimi bilemiyorum. 😂Şu karantina bitsin hepinizi pikniğe götüreceğim siz etleri ayranları alın, ben ormanı ayarlarım. 😂Berberler kapalı diye herkes kafayı 3 numaraya vurmuş, memleket Isparta komanda Tugayı gibi. 😂Fıkra gibi ülkeyiz testi pozitif çıktı diye tüm köyle sarılıp kucaklaşıp helalleşti, şimdi bütün köy karantinaya alındı. 😂Oturma odasına İzmir, mutfağa Ankara, yatak odasına da İstanbul ismini yazdım, şehir şehir dolaşıyorum ohhh. 😂Tarihte ilk defa dünyada tüm ülkedeki kadınlar kocalarının nerede olduklarını biliyorlar. 😂Sevgilisi olup da evde eşiyle karantinada olanlara da geçmiş olsun dileklerimi sunarım. 😂Korana'dan korunmak için 200 TL'ye muska yapan sahtekarlara itibar etmeyin ben size 100 TL'ye yaparım. 😂Kolonya şişesini çamaşır suyu ile, çamaşır suyu şişesini kolonya ile, kolonya şişesini sirke ile siliyorum, çıldırmama az kaldı. 😂20 yaş altı sokağa çıkmasın, 65 yaş üstü evde kalsın.... yok edilmesi planlanan hedef kitle biz miyiz ne. 😂Yüzyılın son kabadayısı korana adam, Dünyada ne kadar bar pavyon kumarhane varsa tek başına kapattı saygılar korona. 😂Çin'den kaç gündür hiç ses çıkmıyor mahallenin delisi gibi ortalığı karıştırıp kenara çekildiler. 😂2021'e girersek o bizi kutlasın, siz 2020'den nasılsa çıktınız diye. 😂İstanbul adliyesine girerken kapıda güvenlikler gülümseyerek kolonya tuttular, bu samimi ev ortamı havasına kapılarak ayakkabılarımı çıkarıp terlik rica ettim, iki kolumdan tutup dışarı attılar. 😂Yeni gelen arkadaşlık isteklerini 14 gün karantinada bekleteceğim, içerideki arkadaşların sağlığını düşünmek zorundayım. 😂Devletimiz tedbir amaçlı güzellik salonlarının kapatırsa koranadan daha korkunç şeylerle karşılaşabiliriz. 😂Millet şimdi dışarı çıkamıyor ya, her şey altüst oldu. Yaz kızım 9 ay sonra doğum patlaması yaşanmazsa ben de bir şey bilmiyorum. 😂Deprem var içeri girmeyin, virüs var dışarı çıkmayın, hayırlısıyla bir öleydik, bu ne yaaaa. 😂Korona virüsüne yakalanırsam bütün kavgalı olduklarımla öpüp barışacağım, hayatta küs kalmamak lazım. 😂Bazen evde o kadar canım sıkılıyor ki, kapıyı açıp "ooooo kimler gelmemiş" deyip kapatıyorum. 😂Soylu bizim cenahı evde tutmanın kolayını buldu, "dışarı çıkarsanız istifa ederim" desin. Açlıktan ölürler de dışarı çıkmazlar. 😂Ürdün'de bir adam aracın içinde koranadan öldüğü için aracı ile birlikte defnedildi, malını öbür tarafa götüren ilk insan olarak tarihe geçti. 😂Anneme virüs var biraz alışveriş yapalım diyorum, oda dur belki ölürüz masraf yapmayalım diyor. 😂Korkudan sadece sokağı değil, tartıya da çıkamıyorum. 😂Ev kızı isteyenlere müjde, şimdi bütün kızlar evde. 😂Kadının biri kocasının telefonunu kurcalarken korana diye bir numara kaydedilmiş görür, numarayı arar ve kendi telefonu çalar. 😂Eskiden virüs telefona bilgisayara girmesin diye uğraşıyorduk, şimdi bize girmesin diye uğraşıyoruz. 😂Eskiden biri hapşırınca çok yaşa denirdi şimdi hapşırıldığında "git ileride hapşır vallahi 155'i ararım" deniyor. 😂Bütün ülke Ali vefa gibi olduk, temas yok. 😂Şimdi de Çin'de hanta virüsü çıkmış, Cengiz Han'ın mezarını bulup çıkarın laaa, biz bu Çinlilerle başa çıkamıyoruz. 😂Şok kampanya!!!! sadece 3500 tl den başlayan fiyatlarla sizi korona olmuş gibi eşinizden alıp sevgilinize götürüp 14 gün sonra tekrar evinize teslim ediyoruz kimse şüphe etmiyor. 😂Ne eğlenceli bir gün, dur biraz da şu koltukta oturayım, sonra diğer odaya geçer duvarlara falan bakarım, olmadı bir de salon yaparım. 😂Hastaneye gittim o kadar kalabalıktı ki bir türlü bana sıra gelmedi ben de yüksek sesle doktor bey ben Çin'den yeni geldim çok hastayım dedim, ilk beni aldılar özel ilgiler odalar falan, her şey temiz çıktı gayet iyiyim evde dinleniyorum, bitmezdi ki o sıra. 😂Yüzük partisi Çiş partisi Bebek geldi partisi Bebek geliyor partisi Cinsiyet belli oldu partisi adım adım sapıtıyordunuz, şimdi düğün bile yapamıyorsunuz. 😂Az önce marketdeydim, muazzam kalabalık vardı, şöyle bir içeriye bakıp "Veli amca Allah kabul etsin ne zaman geldin umreden" dedim markette kimse kalmadı, 😂Bakıyorum da sokakta el ele gezen çift göremiyorum, hani ölümüne seviyordunuz? 😂Yaz geliyor fit olayım derken, karantinaya girdim fil gibi oldum. 😂Ay sonuna kadar kuaförler açılmazsa sarışınların yüzde doksanı yeryüzünden silinecek. 😂Bana evlen evde kalacaksın diyordunuz, hepiniz kaldınız mı evde? etme bulma dünyası işte. 😂Salgın bitince parayı kıracak 3 meslek 1 psikiyatristler 2 diyetisyenler 3 kadın doğum uzmanları. 😂Yıllarca bizi üç harfliler çarpacak diye korkuttular meğerse o cin değil Çin miş. 😂Evde durmaktan canınız mı sıkıldı? eşlerinizle telefonlarınızı değiştirin hayatınız renklensin. 😂O değil de bu sene mart ciddi ciddi kapıdan baktırdı. 😂Yarın hava güzel olacakmış, çocuklarıda alıp salona geçeyim diyorum. 😂Bu Çin'den gelen her şey şimdiye kadar çakmaydı, bi korona virüsü orijinal çıktı iyi mi. 😂Ailecek balkona çıkıp kahve içtik, babam diyor ki geç oldu artık eve gidelim. 😂Beyler sakın ola evde eşinizle kavga etmeyin gidecek yerimiz kalmadı. 😂Allah'ım dünyayı gezmek istiyorum dediğim için çok özür dilerim, mahalleyi gezsem yeter. 😂Yeminle fıkra gibi bir ülkeyiz. Borçka niçin karantinaya alındı? Artvin'in bir köyünde testi pozitif çıkan birinin ailesinden ve bütün akrabalarından helallik isterken hepsine sarılması ve şapur şupur öpüşmeleri neticesinde bütün köy ve ilçe karantinaya alınmış. Not: Adam giderken yalnız gitmeyeyim, dedi herhalde. 😂 Ulan korana bizi eve hapsettim kendin dünyayı geziyorsun, ayıp oluyor ama. 😂Bu gidişle evde kalsak Bakırköy, dışarı çıksak tahtalıköy, Allah hayra çıkarsın sonumuzu. 😂 Şekerimizi kolonyamızı aldık, görücü bekleyen gibi oturduk evde virüs bekliyoruz. 😂 Durum vahim binlerce erkek virüsten değil, evde kadın dırdırından ölecek. 😂Kim akıl ettiyse çok doğru söylemiş, dışarı çıkana para cezası değil de evinde kalana para ödülü verirse biz 5 güne kalmaz bu virüsü yeneriz.
submitted by RaceMeToNeptune to kopyamakarna [link] [comments]


2020.03.16 13:18 fgmer Yeryüzündeki en ihtişamlı varlık erkeklerdir.

Yeryüzündeki en ihtişamlı varlık erkeklerdir. Kadınların eşdeğeri ise dişi maymundur. Kadınların bu dünyada çocuk doğurmak ve onu büyütmekten başka hiçbir işleri yoktur. He bir de mutfak robotu olarak kullanılırlar. Erkekler kadınlar olmadan da yaşayabilir ama kadınlar erkekler olmadan yaşayamaz. Genetik, biyolojik, fiziksel, zekasal ve güç olarak erkekler kadınlardan yine üstündür. Dünyadaki tüm önemli buluşlar erkekler tarafından yapılmıştır. Dünyanın devrini değiştiren tüm olaylar yine erkeklerin eseridir. Savaşları erkekler çıkarmış, erkekler bitirmiştir. Kadınlar ise savaşta köle olarak kullanılmıştır. Kadın peygamber bile yoktur. Kuranı kerimde kadınlara en ufak ödül bile yoktur. Erkeklere ise bir sürü huri verilir. Kocasına itaat etmeyen kadının dövülmesi de emredilir. Askerlerin yüzde %95'i, polislerin %90'ı yine erkeklerdir. 14 bakan vardır sadece 1 tanesi kadındır o da feminist kezbanlar ses çıkarmasın diyedir. Tarih boyunca hiçbir zaman Arap veya Türk bir kadın cumhurbaşkanı olmamıştır. Bir erkek 3 kadınla rahatlıkla baş edebilirken 3 kadın bir erkeği alt edemez. Dünyadaki en ucube erkek bile kadınların en iyisinden kat ve kat üstündür. Erkek makyaja ihtiyaç duymaz. Sabah kalkar saçını tarar üstünü giyer ve dışarı çıkar. Türk kızlarının ise %95'i çirkindir. 2 kilo makyaj, estetik, 1 kilo parfüm,topuklu ayakkabı, ve orasını burasını açarak dekolte ile erkeklerin dikkatini çekmeye çalışırlar. Hiç bir yerde erkek seks kölesi yoktur. Kadınların para karşılığı en rezil işte çalıştırıldığı genelevler vardır. Erkek eskort yoktur, kadın eskort vardır. Kadınlar bedenlerini para karşılığında rahatlıkla satabilirler. Kadınlar bi kavanoz kapağını bile açmaya acizken, erkekler boğa ile güreşecek kadar kuvvetlidir. Hâkim savcı avukat ve doktorların yine %75'i erkeklerdir. Dünyayı yöneten ailelerin başında yine erkekler vardır. Çeviklik hız cesaret dayanıklılık ve azim konusunda yine erkekler ezer geçer. Dünyanın çoğu bölgesinde kadınlar gece tek başına dışarı dahi çıkamazken erkekler istediği zaman dışarı çıkar, istediği zaman eve gelir. Ve hesap da vermez. Hayvanlarda bile erkekler yine üstün varlıktır. Erkek aslandaki kudrete ve ihtişama bakın, bir de dişi aslana bakın. Dişi aslanlar gider avlanır, eti ise önce erkek aslanlar yer. Allah bile kadınlara güvenmediği için saçlarını kapatmalarını, çarşaf giymelerini emretmiştir. Onu da geçtim Allah kadınlara bir kızlık zarı vermiştir, o zar bir kere bozulduğu an artık ikinci el mal durumuna gelmiş oldukları belli olsun diye. Erkeklerin ise böyle bir derdi yoktur. Cinsel ilişki sırasında da kadınlar yine aşağılanır. Erkekler yine kadınları altına alır. Buna daha yüzlerce madde daha eklenir ancak bu kadarı yeterli. Bunca şeye rağmen hâlâ kadın ve erkek eşittir diyen feministler lütfen bir siktirip gitsin. Kadınlar da yerini ve haddini bilsin. Siz vazgeçilmez değilsiniz. Kadın erkek eşittir diyenler, kendilerini kandıran zavallı varlıklardır. Kadınlar yalnızca yunan kanunları gereğince adalet karşısında eşittir. Tarih boyunca erkekler hep üstündür, ve her zaman da öyle kalacaklardır. Üzgünüm kızlar
submitted by fgmer to kopyamakarna [link] [comments]


2020.03.08 22:09 Efeler_Gibi Okula fuhuş yapmaya gidiyorsunuz

Ben diyor 80 aldım diyor geçemiyorum diyor ağlıyor, kimsenin kimseyi düşündüğü yok, kimsenin kimseyi siklediği yok! Sizi, özellikle genç dimağlar, sesleniyorum! Hepiniz ırz düşmanısınız! Okula sikişmeye gidiyorsunuz! Okula düzüşmeye gidiyorsunuz! Okula, fuhuş yapmaya gidiyorsunuz! Bir çoğunuz böylesiniz. Belediye otobüslerine fortluyorsunuz, şoförü sikiyorsunuz, onu bunu sikiyorsunuz, bilmem ne. Akıllı olun oğlum lan azıcık ya, derslerinize birazcık konsantre olun ülkenizi sevin ya. Bu ne biçim muhabbettir böyle ben anlamadım. İşiniz gücünüz sevişelim,sikişelim, ona sokalım, Fatma’ya sokalım,ön..ön sırada oturan işte atıyorum, sallıyorum Merve’nin işte saçına attıralım. İşiniz gücünüz bu! Akıllı olun lan azıcık ya. Siz misiniz ülkenin gelecekleri? Sapık ibneler! Aklınız fikriniz sikişelim, sokuşalım, sik.. Zaten okulda da öyle bir kampanya başlayacakmış ilerleyen günlerde, okullarda. Gireceksiniz, okulun böyle, sınıfın elektriklerini kapatacaklar kararacak disko topu çıkacak üstten. Tamam mı? Kerhane müziği çalmaya başlayacak bütün kızlar çırılçıplak, hadi diyecek Fehmi geçir bana. Böyle bir hayat istiyorsunuz! Eğitim meğitim kimin sikinde? Derste, 31 çeken ibneler var! Dersin ortasında, adam tarih anlatıyor, 1453’ü anlatıyor, fetih dönemini anlatıyor, şakır şakır 31 çeken kahpe ibneler var! En arka sırada. Nereden mi biliyorum? Biz de yaptık, o ibnelikleri biz de yaptık. Neden? Derste 31 çektik. Peki bu 31’i çektikten sonra ne yaptık? Züleyha diye bir kız vardı önümüzde, Züleyha’nın çantasına attırdık! Kız, buraya ayran mı dökülmüş dedi, iki gün komaya girdi kızın perişan. Züleyha da öyle. Yani bunlar doğru şeyler değil! O tarih sınavında şakır şakır asılırsın, bak şimdi, şakır şakır asılırsın o tarih sınavında, tam o sırada sınavdan bir soru gelir! Sen oraya yazamazsın hocam, o konuda ben şakır şakır çavuşu tokatlıyordum, malı sıvazlıyordum. Oradan bi kanaat verir misiniz? Dersin. Verir, al bunu der sana, vereceği kanaat bu! Bilmem anlatabildim mi. Onun için lütfen, sevişmeyelim. O..
submitted by Efeler_Gibi to kopyamakarna [link] [comments]


2019.12.21 21:23 gezdiriyoruz İzmir'in Tarihi Kemeraltı Çarşısı Gezdiriyoruz

Ege’nin incisi olarak görülen ve tarihte ilk yerleşim yeri olarak eski ismi Smyrna olan İzmir’in merkezinde yer alan Tarihi Kemeraltı Çarşısı ‘nı ele alacağız.
İzmir, tarihte Batı’nın en doğusu, Doğu’nun en batısı olarak kabul edilmiş bir şehirdir. İzmir’in Konak semtinde yer alan tarihi çarşı, Anafartalar Caddesi’nde bulunmakta olup saat kulesine yakın bir konumdadır. Kemeraltı Çarşısı, İzmir’in kalbinde yer alan ve Türkiye’nin en eski çarşılarından biridir. Çarşı öylesine büyüktür ki 5 km2 genişliğe sahip olup içerisinde 15.000 adet iş yerini barındırmaktadır ve İzmir’e geldiğinizde gezi rehberinize ekleyeceğiniz ilk duraklardan biri durumundadır.
Tarihi Kemeraltı Çarşısı antik dönemden bu zamana varlığını kesintisiz olarak sürdürmüş, çarşının kendisi kadar ilgi çeken içerisinde 16. yy. ila 17. yy.’dan bu yana ziyaretçilerini ağırlayan camileri, şadırvanları, hamamları, çeşmeleri, hanları ve mescitleri bulunmaktadır.
Kokusuyla Sizi Kendisine Çekecek Lezzet Şöleni
Çarşı içerisinde tekstilden kuyumcuya, baharatçılardan kafelere ve restoranlara kadar yüzlerce hizmet veren dükkanlar bulunmaktadır. Onlarca aktarların yer aldığı dükkanlardan gelen enfes baharat kokularıyla sizi cezbedecek. Acıktığınızda kokusuyla kendisine çekecek ve misafirperverliğiyle sizleri ağırlayacak olan, kuşaklar boyu varlığını sürdürmüş esnaf lokantaları ve restoranlarında pideleri ve kebap çeşitleriyle enfes bir yemek şöleni sizi bekliyor olacak. Ardından tarihi hanlarında yer alan renkli kafelerinde ya da tarihi çay ocaklarında Türk Kahvesini yudumlayıp tatlı yorgunluğunuzu giderebilirsiniz.
Tarihi Kemeraltı Çarşısı ‘na girdiğinizde kendinizi çarşının o ilgi çekici ve büyüleyici atmosferine kaptırmanız fazlasıyla mümkün olup tüm bunların yanısıra Osmanlı döneminden kalmış olan birçok yapıyı içinde barındıran çarşıda bu yapılar arasında camiler, havra, tarihi çeşmeler, sebiller gibi yapıları ziyaret edip fotoğraflarını çekerek arşivinize ekleyebilirsiniz.
Sevdiklerinize hediyelik eşya alabileceğiniz birçok mağazanın bulunduğu tarihi çarşıda İzmir’den bir hatıra kalabilecek armağanlar almanızı öneririz. Mutlu ayrılacağınız bu tarihi çarşıyı doyasıya gezebilmeniz için mutlaka tüm gününüzü ayırmanızı öneririz. Lakin Tarihi Kemeraltı Çarşısı’nı gezmeye bir günün dahi yetmeyeceğini söylemek isteriz.
Restoranların, kafelerin, tarihi yapıların ve mağazaların bulunduğu Kemeraltı Hanları ise şöyle: Kızlar ağası Hanı, Abdurrahman Hanı, Arap Hanı, Çarşılı Hanı, Küçük Karaosmanoğlu Hanı, Mirkelamlıoğlu Hanı, Piyale Hanı, Uzun Han, Yeni Han, Abacıoğlu Hanı, Büyük Karaosmanoğlu Hanı, Çakaloğlu Hanı, Fazlıoğlu Hanı, Büyük Demir Hanı, Selvili Hanı, Musevit Hanı, Manisalı oğlu Hanı, Tütün Hanı, Cambaz Hanı.
Tarihi Kemeraltı Çarşısı ‘na Ulaşım
Tarihi çarşı Konak semtinde bulunmaktadır. İzmir’in tüm semt ve ilçelerinden Konak’a otobüs, minibüs, tramvay ve vapur ile ulaşım sağlamak mümkündür.
Konak Meydanı’na, Alsancak’a, müzelere, tarihi yapılara ve alışveriş merkezlerine çok yakın bir konumda yer alan çarşıya özel aracınızla gitmeyi düşünebilirsiniz. Aracınızı Tarihi Asansör’ün bulunduğu otoparka ücretsiz park edebilir, buradan Tarihi Kemeraltı Çarşısı’na yürüyerek ulaşabilirsiniz. Ayrıca Tarihi Asansör’e gelmişken asansöre çıkıp İzmir’in doyumsuz manzarasını izlemeden ve bu müthiş deneyimi yaşamadan gitmeyin deriz.
İzmir’in esintili deniz havasıyla ve tarih kokan çarşısında keyifli bir gezi geçirmenizi dileriz. Hoşçakalın! : )
submitted by gezdiriyoruz to u/gezdiriyoruz [link] [comments]


2019.06.22 23:00 illidanstormrage0 Kızların psikolojik ve gözlem olarak analizi

Bu postta insanı kanser eden, kafayı yedirten ve ne olursa olsun üste çıkmayı başaran türk kızından bahsedicem arkadaşlar. Psikoloji ile ve insan düşünceleri olarak ilgilenmiş biri olarak gözlemlerimi dile aktarıcam.
Aga geçmişe bakın geçmişten günümüze kızlar her zaman erkeklere kıyasla 2. planda kalmıştır o yüzden yıkıklardır mesela bayan&kadın gibi şeyleri takarlar, kadınlar günü vardır ama erkeklerin böyle günler sikinde olmaz mesela kızlar genel olarak psikolojik olarak daha yıkıktırlar sadece bunu daha az belli ederler.
Tarihe katkıları vardır evet ama erkek cinsi kadar yoktur o yüzden kendilerini sürekli kanıtlama girişimindedirler. Kadın biliminsanı sayısı erkeğe kıyasla inanılmaz derecede azdır.
Kızlar espri yapamaz arkadaşlar bir espri yaparlarsa ya bir erkekten duymuşlardır ya da esprinin içinde bir erkek vardır.
Muhabbetleride aynı şekildedir ya bir erkek muhabbeti yönlendirir ya da erkekler hakkında konuşurlar. Hiç bir kız grubu bir araya gelip paralel evrenler hakkında konuşmaz ya da aşırı derecede nadirdir arkadaşlar unutmayın.
Türkiyeden yoldan 2 insan çevirin erkeğin zeki olma ihtimali kızlardan minimum %70 daha fazladır.
Kendilerini geliştirmezler genel olarak kendi hobilerinizi düşünün mesela bir kızda bunları bulmak çok zordur onlar için en yaratıcı iş starbucksa gidip kahve içip hikaye atmaktır.
Bir kızla buluşun mekana oturun o konuşmayı yönlendirmez, sizin illa soru sormanız gerekir bir şeyler yapasınız ki o kız ağzını açma zahmetinde bulunsun.
Cinsellik konularında gereksiz bir utanç ve istemsizlik gösterirler sanki erkekler kendi kendilerini sikiyormuş gibi aq
Kızlar yaratıcı değildir arkadaşlar bir kriz anında hiç bir kız arkadaşınıza güvenmeyin.
Daha aklıma gelen şey olursa editleyeceğim şimdilik bunları yazıyorum son olarakta ÖZGÜVENSİZ OLMAYIN KARŞINIZDAKİ KIZ ÇOK GÜZELSE BİLE ASLINDA BİR APTAL YIKIĞIN TEKİ YÜRÜYÜN VURUN GEÇİN 3x3 KAÇ DESEN ÇARPAMAZ O AQ APTALLARI
submitted by illidanstormrage0 to KGBTR [link] [comments]


2019.06.20 23:30 fragmanlife Ali ve Sevda Oyunculari Kadrosu ve Karakterleri

Ali ve Sevda Oyunculari Kadrosu ve Karakterleri Türkiye’nin açık ara en çok izlenen kanalı Atv yaz dizilerini planlamaya devam ediyor. İsmail Hacıoğlu, Kerem Cem ve Sebahat Kumaş’ın başrollerinde yer almasını beklediğimiz Ali ve Sevda dizisi için hazırlıklar devam ediyor. Yeni bir yapılanmaya giren Baba Yapım Atv ile yeni bir dizi hazırlamak için anlaşma imzaladı. Mart ayında çekimlerine başlanması beklenen Ali ve Sevda dizisinin Nisan ayında yayın alınması ve 2019 yaz aylarında da devam etmesi bekleniyor. Bilindiği üzere Baba Yapım son olarak Bahtiyar Ölmez dizisini çekmiş ve çok sevilmişti.
Ali ve Sevda dizini ise son olarak Aşk ve Mavi dizisini yöneten Hakan Arslan yönetecekti ancak Hakan Arslan Ali ve Sevda dizisinden ayrıldı. Ali ve Sevda dizisinin senaryosu ise Hakan Kandal emanet edilecek. Muharrem Gürer ise Ali ve Sevda dizisinin yapımcısı olacak. Dizinin yaz dizisi tadında olması içinde senaryo çalışmaları devam ediyor. Eğer Ali ve Sevda dizisi yaz aylarında da beklenen izlenme oranlarını yakalarsa 2019 2020 yeni sezonunda da yayında olmaya devam edecektir.
Ali ve Sevda dizisinin yönetmen koltuğunda ise çok sevdiğim Kartal Çidamlı olacak.
Ali ve Sevda Dizisi Konusu Ali ve Sevda dizisinde elektronik ve tamir konusunda da usta; karanlıkta çok iyi görebilen ve farklı özel güçleri olan Ali’nin ailesini küçük yaşta kaybettikten sonra kimliğini gizleyerek devlete çalışması anlatılacak. Ajanlık yaparken işi yüzünden eşi ve çocuğunu kaybeden Ali bunu için kendisini suçlar. Kayıplarından sonra yeni bir hayat kurmak isteyen Ali taşındığı mahallede Sevda’ya aşık olur ve Sevda ile zorlu bir aşk yaşayacaktır.
Ali ve Sevda Oyuncuları Kerem Cem(Ali) Kerem Cem 28 Aralık 1977 de Muğla Milas’da dünyaya gelmiştir ve şuanda 42 yaşındadır. Pop ve rock sanatçılığının yanında aynı zamanda da dizi oyuncusu olan Kerem Cem çok yönlü bir sanatçıdır. Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan Kerem Cem önce beste yaparak ve şarkı söyleyerek ünlendi daha sonra Kerem İle Aslı isimli bir filmde ilk oyunculuk deneyimi yaşayan Kerem Cem son dönemde Aşk ve Mavi dizisinde hayat verdiği Yaman ve O Hayat Benim dizisinde hayat verdiği Ateş karakteri ile ses sanatçılığından çok dizi oyunculuğu ile konuşulmaktadır.
ailesini küçük yaşta kaybettikten sonra, zekası ve karanlıkta görme gibi sıra dışı yetenekleri sayesinde devlete kimliğini gizleyerek hizmet vermiş Ali karakterini oynuyor.
Ali ve Sevda dizisinde Ali, Sevda’ya aşık zeki ve yakışıklı bir gençtir. Ali ailesini küçük yaşta kaybettikten sonra kimliğini gizleyerek karanlıkta görme gibi özel yetenekleri sayesinde devlete hizmet vermiş bir ajandır. Ali işinden dolayı eşini ve çocuğunu şehit verir ve her şeyden uzaklaşmak için taşınır ancak taşındığı mahalle de Sevda’ya aşık olur.
Özgü Kaya (Sevda) Özgü Kaya Adı Efsane dizisinde hayat verdiği Sibel karakteri ile tanınmış ve sevilmiştir. 1996 yılında İstanbul’da dünyaya gözlerini açan Özgü Kaya İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı mezunudur. Özgü Kaya Son olarak Mehmetçik Kut’ül Amare dizisinde Zeynep karakterine hayat vermiştir.
Sevda güzeller güzeli bir kızdır. Ali’ye de tutkulu şekilde aşık olacaktır. Ali’nin imkansız aşkıdır.
Zeynep Elçin (Duygu) Zeynep Elçin 2015 den beri sanat camiası içindedir. 16 Şubat 1990’da Gaziantep’de dünyaya gelen güzel oyuncu 29 yaşındadır. 1.68 cm boyunda olan Zeynep Elçin 53. kg ağırlığındadır. Çok ilginç bir hayat hikayesi olan Zeynep Elçin aslında Gaziantep’te zorla evlendirilmek üzere iken kaçıp İstanbul’a gelmiştir. İzmir’de oyunculuk eğitimleri almış sonra İstanbul’a dönmüştür. Zeynep Elçin ilk olarak Şeref Meselesi dizisinde yer almış ve güzelliği ile dikkat çekmiştir. Sonrasında Atv’nin sevilen dizisi Kaderimin Yazıldığı Gün’de yerini almıştır. 2017 de Rüzgarın Kalbi, Göç Zamanı ve Savaşçı gibi dizilerde yer almıştır. Zeynep Elçin’in ilk başrol deneyimi ise Ali ve Sevda dizisi olacaktır.
Duygu Süleyman’a aşık tesettürlü ve güzel bir eczacı kızdır.
Cenk Torun(Hakan) 24 Mart 1974’de Başkent Ankara’da dünyaya gelen Cenk Torun 5 yıl Çılgın Bediş dizisinde başrolde yer almış ve çokça sevilmiş ve tanınmıştır. 1.79 cm boyunda ve 78 kg olan Cenk Torun 2011 yılına kadar bir çok projede yer alsa da sonradan sanat camiasından uzun süre uzak kalmış ve projelerde yer alamamıştır. Son olarak 5 yıl aradan sonra 2016 da Yeter dizisinde yer almış dizi final yapmıştı. 2018 de Adını Sen Koy dizisinin 3. sezonunda baş rolde yer alsa da bu dizi de tutmamış ve kısa sürede final yapmıştır.
Hakan başa bela kötü kalpli bir adamdır.
Zehra Yılmaz(Tuğçe) Zehra Yılmaz 26 hazran 1994 İstanbul doğumludur ve 25 yaşındadır. Marmara Üniversitesi mezunu olan Zehra Yılmaz Bugun Ne Giysem yarışması ile ünlenmiştir. Bodrum Masalı dizisi ile oyunculuk kariyerine başlayan Zehra Yılmaz son olarak Cennetin Gözyaşları dizisinde Melisa olarak ekranlarda yer almıştır.
Tuğçe; Sevda’nın en yakın ve tek arkadaşıdır. Tuğçe ve Sevda birbirlerine çok benzeyen iki arkadaş. Benzerlikleri kadar zıtlıkları da olan Tuğçe ve Sevda arasında bazı çatışmalarda olacak. Tuğçe, Sevda’yı çok sevse de kıskanmakta insanı bir duygu.
Yiğit Koçak (Sinan) Yiğit Koçak 12 Ekim 1995 Samsun doğumludur ve 24 yaşındadır. Akademi 35,5’da oyunculuk derslerini tamamlamıştır. Bahçeşehir Üniversitesinde Ekonomi ve Finans Bölümü öğrencisidir. Yiğit Koçak Vine fenomenidir. Yiğit Koçak Seni Kimler Aldı dizi ile tanınmıştır. 1.88 cm boyu ile manken gibidir.
Sinan Sevda’nın kardeşidir.
Fatih Doğan Fatih Doğan denilince akla tabi ki Kertenkele dizisinde hayat verdiği Akınca ve Hicabi karakterleri alıllara gelmektedir. Kony Selçuk Rayo ve Televizyon mezunu olan Fatih Doğan 1989 İstanbul doğumludur. 30 yaşının içinde olan Fatih Doğan Kertenkele dizisinden sonra başka projelerde yer almamıştır; ancak oyununun tek deneyimi de Kertenkele dizisi değildir. Çılgın Dershane Üniversitede adlı filmde yer almış ve uzun süre reji asistanı olarak camiada görev yapmıştır. Oyunculuğa da kamera arkasında iken gelen bir teklif ile başlamıştır. Bu nedenle oyuncu olmak isteyenlerin kamera önünden önce kamera arkasında yer alması oyuncu olma şanslarını arttırdığına inanmaktadır.
Burak Serdar Şanal (Süleyman) Burak Serdar Şanal Rüzgarın Kalbi dizisinde hayat verdiği Rüzgar karakteri ile çok sevilmiştir. Ağustos 1988 de Kastamonu’da dünyaya gelen Burak Serdar Şanal Maltepe Üniversitesi İngilizce Bilgisayar Mühendisliği mezunudur. Burak Serdar Şanal Yeşil Deniz dizisi ile çok sevilmiştir. 2015 yılında Atv televizyonunda Kızlar ve Anneleri programında sunucu olarak yer almıştır
Süleyman; Ali’nin Pilot lakaplı mafya lideri kardeşidir. Tehlikeli bir adamdır.
Selda Özbek 15 Nisan 1972 doğumlu güzel oyuncu İzmir de doğmuştur. İlkokul,lise,ortaokul eğitimlerini de İzmirde tamamlamıştır. Üniversite eğitimine ilk olarak Akdeniz Üniversitesinde makine mühendisliği bölümünde başlamıştır. Daha sonra oyunculuk eğitimi için Anadolu devlet konservatuvarında çalışmalara başlamıştır. Selda Özbek mezun olduktan sonra birçok film ve dizilerde de görev aldı. Ekranseverlerin de bildiği gibi 2000 lerin en popüler dizilerin arasında yer alan Selena adlı dizide Aslı karakterini canlandırmaktaydı. Ayriyeten Selda Özbek Yahşi Cazibe, Baba Candır, Mihrihap Yerinde adlı dizilerde de rol aldı.
Hakan Altıner 9 Mayıs 1952 yılında İstanbulda doğan tecrübeli oyuncu İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve yine İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarında Tiyatro Bölümünde de eğitim almıştı. Daha sonra dizi,film ve reklamlarda oyunculuk yapmıştır. Günümüzün de popüler dizilerinden olan İstanbullu Gelin adlı dizide de Şahap adlı karakterde rol almıştır.
Kubilay Penbeklioğlu 10 Mart 1967 yılında doğan Kubilay Penbeklioğlu Ankaralıdır. Okul eğitimlerini Ankarada tamamlayan başarılı oyuncu üniversite eğitimini Ankara Dil Tarih Ve Coğrafya Fakültesini kazanmıştır. Oyunculuk yüksek lisansını Ankara Devlet Stüdyosunda Trt kurumlarında da devam ettirmiştir. Kalbimdeki Deniz, kolpaçino, akasya durağı , doktorlar adlı dizilerde de rol almıştır. Başarılı oyuncu Ali Ve Sevda adlı dizide de rolleriyle yine bizleri ekranlara bağlayacaklardır.
Engin Hepileri (Uygar Sarıkaya) 3 Mart 1978 de İstanbul’da dünyaya gelen Engin Hepileri İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro mezunudur. Şuanda 41 yaşında olan yakışıklı oyuncu sektöre sesledirmenlik ve Trt Okul kanalında sunuculuk ile başlamıştır. Engin Hepileri denilince yeni neslin aklına Kara Ekmek dizisinde hayat verdiği Taylan karakteri gelmektedir ancak aslında Engin Hepileri’nin çıkış yaşadığı proje İntikam dizisinde hayat verdiği Hakan Eren karakteri ile olmuştur
Uygar Sevda’ya saplantılı şekilde aşık bir adamdır.
Onur Dikmen 1971 İstanbul doğumlu olan Onur Dikmen İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunudur. Onur Dikmen Mahallenin Muhtarları Sırlar Dünyası ve Büyük Buluşma gibi dizilerde rol almıştır. Deneyimli bir tiyatrocudur. Son olarak Can Kırıkları dizisinde Akif karakterine hayat vermiş ama dizi erken final yapmıştır.
Ege Ares Şiranlı Leyla Şirin Ajansın oyuncusudur. İlk dizi deneyimi Bir Ali Sevda dizisi olacaktır. Bingo Reklam Filmi ve LC WAIKIKI E -Ticaret reklamlarında yer almıştır.
Ahmet Mekin(Tuğrul baba) Ahmet Mekin son olarak Kayıtdışı dizisinde yer almıştır. Türk sinemasının yaşayan efsane isimlerinden biridir. 6 Ağustos 1932 İstanbul doğumlu olan Ahmet Mekin şuanda 87 yaşındadır. Aslen Karslı olan Ahmet Mekin’in de gerçek ismi Ahmet Kurtdereli’dir. Ahmet Mekin Selvi Boylum ve Al Yazmalım filmi ile Türk Sinemasının efsaneleri arasında girmiştir.
Ali ve Sevda Dizisi ile Anlaşamayan Oyuncular Sebahat Kumaş Sebahat Kumaş 12 Mayıs 1989’da Aydın’da dünyaya gelmiştir. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Fotoğrafçılık bölümü mezunu olan güzel ve yetenekli oyuncumuz kısa bir süre model olarak çalışmıştır. 2011 yılında Muhteşem Yüzyıl dizisi ile ilk dizi deneyimi yaşayan Sebahat Kumaş Karagül dizisinde canlandırdığı Melek karakteriyle kendini tanıtmayı başarmıştır. Son olarak ise Kalbimdeki Deniz dizisinde Diyar karakterine hayat vermiştir.
Ali Burak Ceylan Burak Ceylan Kara Sevda dizisinde hayat verdiği Tufan karakteri ile tanınmıştır. 1991 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Ali Burak Ceylan 28 yaşındadır. Kocaeli Üniversitesinde Atçılık eğitimi alan Ali Burak Ceylan Osman Yağmurdereli Sanat Akademisinde ise oyunculuk eğitimi almıştır. Ali Burak Ceylan ilk oyunculuk deneyimini Diriliş Ertuğrul dizisi ile yaşamış bir kaç at binme sahnesinde yakışıklılığını sergilemiştir. 2017 de Kalp Atışı dizisinde bir doktor olarak karşımıza çıkan yakışıklı oyuncu son olarak Bekarlığa Feda filminde rol almıştır.
Ali ve Sevda dizisinin şuanda kesin olarak ismi belli değil ancak çalışmalarda hazırlanan dizi için kullanılan isim şuanda bu. Ali ve Sevda dizisi için daha iyi bir isim bulunamazsa medya tanıtımı da muhtemelen Ali ve Sevda olarak gerçekleşecek.
İsmail Hacıoğlu İsmail Hacıoğlu 1985 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Müjdat Gezen Sanat Merkezi Tiyatro Bölümü mezunu olan İsmail Hacıoğlu Vildan Atasever ve Duygu Kaya ile evlilikler yaptı. Koçum Benim dizisi ile 2002 de ünlü olan İsmail Hacıoğlu son dönemde yer aldığı Ayla filmi ve Mehmetçik Kûtü’l-Amâre dizisi ile çok popüler bir başrol oyuncusu oldu. 2017 de Kayıt Dışı dizisinde yer alan İsmail Hacıoğlu ne yazık ki bu dizi den istediği verimi alamadı ve dizi bir kaç bölümde final yaptı. İsmail Hacıoğlu final yapmak üzere olan Mehmetçik Kûtü’l-Amâre dizisine Üsküplü Ali karakteri ile dahil olmuş ve dizinin bir sezon da devam etmesine katkı sağlamıştı.
Ali yakışıklı ve gözü pek bir gençtir. Ali sevdiği zaman sorgusuz sualsiz ve ömürlük sever.
Begüm Öner 1989 Almanya doğumlu olan Begüm Öner 29 yaşındadır. Son olarak Seksenler dizisinde yer almış ve büyük beğeni toplamıştır. Mandıra Filozofu ve Recep İvedik 2 yer aldığı önemli projelerdendir.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.06.20 23:03 fragmanlife Her Yerde Sen Oyuncu ve Karakterleri

Her Yerde Sen Oyuncu ve Karakterleri Başrollerinde Furkan Andıç ve Aybüke Pusat’ın yer alacağı Her Yerde Sen dizisinin ismi ise daha önce Sadece Sen olarak açıklansa da dizi de isim değişikliğine gidildi ve dizinin yeni ismi ”Her Yerde Sen oldu. Her Yerde Sen dizisinin yapımcılığını Karga 7 Pictures üstlenirken dizinin senaristleri Deniz Yeşilgün ve Esra Çetek Yılmazer olacak. Romantik komedi tarzındaki dizinin yönetmen koltuğunda ise Ender Mıhlar oturacak.
Her Yerde Sen Dizisi Konusu Çekimlerine mayıs ayında başlanması beklenen Her Yerde Sen dizisinde Demir ve Selin adlı iki gencin aynı evi satın almasıyla başlayan macera ve sonrasında yaşanan aşk hikayesi anlatılıyor. Dizinin romantik komedi tarzında olacağı belirtiliyor.
Her Yerde Sen Oyuncuları Furkan Andıç (Demir Erendil) Fox TVnin yeni yaz dizisi Her Yerde Sen’de Demir karakterini oynayacak olan Furkan Andıç 4 Nisan 1990 yılında İstanbul da dünyaya geldi. Lisenin ardından Kiev Politeknik Universitesi’nde 2 yıl hazırlık eğitimi gördükten sonra denklik sorunlarından dolayı İstanbul’a döndü. Yeditepe Üniversitesi Görsel İletişim ve Tasarım bölümünü geçiş yapan Furkan Andıç’ın 11 yıl boyunca lisanslı basketbol hayatı vardır.
Oyunculuk kariyerine reklam filmleriyle başlayan Furkan Eti Bi Dolu, Vatan Computer, Turkcell ve Marmara Forum AVM reklamlarında oynamıştır. İlk dizi deneyimi ise Kolej Günlüğü olmuş burada Mert karakterini oynamıştır. ”Adını Feriha Koydum Emirin Yolu” dizisinde Selim karakterini oynayan Furkan daha sonra Umutsuz Ev Kadınları dizisinde Levent karakterini oynamıştır. 2014 yılına gelindiğinde Furkan Andıç Kaçak Gelinler dizisinde başrol oynadı. Kırgın Çiçekler ve Tatlı İntikam dizilerinde de oynayan Furkan Andıç 2018 yılında Meryem dizisinde rol almıştır. Dilan Çiçek Deniz ile aşk yaşamaktadır.
Demir zeki, titiz ve kuralcı bir adamdır. Genç yaşına rağmen başarılı yöneticiliği adından söz ettirmiş bir yöneticidir. Demir için hayatta başarı her şeyden önde gelir; çünkü aşk hayatında büyük bir hayal kırıklığı yaşamış ve aşka küserek kendini işine vermiştir. İş yerinde aşk yalanmasına hatta iş arkadaşlarının bir birleri ile evlenmesine bile izin vermez şirkette. Aslında Demir çok merhametli bir adamdır ama bunu kuralların arkasına gizler.
Her Yer de Sen dizisinde Demir Selin’e aşık olmaktan kendini alamayacaktır. Aynı evi birbirinden habersiz şekilde kiralayan Demir ve Selin önce kavga etseler de sonra aşk yaşayacaklardır. Demir ve Selin’in yolu her yerde kesişince artık aşk onlara farz olur.
Aybüke Pusat (Selin) 2014 yılında düzenlenen Elidor Miss Turkey güzellik yarışmasında 3. olan Aybüke Pusat 20 Mayıs 1995 yılında Ankara da dünyaya geldi. Hacettepe Üniversitesi’nde Ankara Devlet Konservatuarı Bale Bölümü mezunudur. Medcezir dizisiyle oyunculuk kariyerine başlangıç yapmıştır. 2015 yılında O Hayat Benim dizisinde oynadığı Zeynep karakteri ile çıkış yapan Aybüke Pusat Söz dizisinde Doktor Bahar karakterini oynamıştır. Son olarak Şahin Tepesi dizisinde rol almış ancak dizi tutmamıştır.
Selin Sempatik ve sevecen bir kızdır. Her ne kadar sevecen olsa da yeri geldiği zaman dikbaşlı ve dobra olmasını da bilir. Hakkını kimseye yedirmez. Selin’in en büyük korkusu sevdiklerini kaybetme korkusudur. Selin’in bin bir zorlukla bir ev satın almıştır ve evinde keçisi Sakız, kaplumbağası ve balığı Çiçi ile yaşamayı planlamaktadır; ancak çalıştığı şirket Artemim’in yeni yöneticisi Demir’de aynı evi satın aldığını iddia eder ve işler karışır. Selin evini Demir’den almaya kararlıdır bu yüzden de Demir’e hayatını hem evde hemde şirkette zindan edip onu geldiği yere kaçırmaya çalışır ancak Selin Demir’e delicesine aşık olduğunun farkına varamaz.
Ali Yağcı (Burak) Model, dizi ve sinema oyuncusu Ali Yağcı 1990 yılında Balıkesir de dünyaya gelmiştir. Gelecek vaad eden Ali yağcı yemek yapmayı çok sevmektedir. Deniz Erdem ile Eric Moris’ten oyunculuk eğitimi almıştır. Nescafe, Coca Cola ve Turkcell reklamlarında rol almıştır. Seviyor Sevmiyor, Adını Sen Koy ve Erkenci Kuş dizilerinde rol alan oyuncu Umut Apartmanı adlı bir de film de boy göstermiştir. Yemek yapma merakı onun cafe sektörüne de atılmasına vesile olmuştur. Oyuncu Nişantaşı’nda bir kafe işletmektedir.
Burak Artemim isimli mimarlık şirketinin sahibinin oğludur. Burak şirkette proje yöneticisi olarak görev yapmaktadır; bir türlü kendisini babasına ispat edemeyince müdürlük pozisyonuna yükselemez. Burak’ın babası Ekrem Bey şirkette yaşanan genel müdür boşluğunu oğlu Burak ile değil kendisini dünyaya ispat etmiş Demir ile doldurur. Burak Demir’in kendi hakkını aldığını düşünür ve Demir’e sinir olur. Selin ve Demir arasında bir yakınlaşma olur ve Demir Selin’e aşık olur ama Demir’de Selin’e yakın olunca Demir’e bir kez daha sinir olur.
Ali Gözüşirin (Veteriner İbo) 27 Ocak 1995 yılında doğdu. 24 yaşındaki genç yetenek İstanbul Gelişim Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. İlk olarak modellik yapmaya başlayan oyuncu defilelerde boy göstermeye başladı. İrem Derici’nin Bambaşka Biri isimli şarkısında İrem Derici ile dans eden Ali Gözüşirin Ufak Tefek Cinayetler dizisinde Kerim Adil Sağlam karakterini oynamaktadır. Ali Gözüşirin 188 cm boy ve 73 kg ile aktif modellik mesleğine de devam etmektedir.
İbrahim başarılı bir veterinerdir ve psikolojik olarak Selin’e ve tıbbi olarak da Selin’in evcil hayvanlarını yardım eder. Selin’in akıl hocasıdır adeta. Atletik vücudu ile havalı bir genç olan İbo için genç kızlar ölür; ama o Selin’in iş arkadaşı Ayda ile tanışınca ona aşık olur.
Aslıhan Malbora (Ayda) Aslıhan Malbora denilince akla Ağlama Anne dizisi gelmektedir. Yetenekli ve güzel oyuncu dizi de hayat verdiği Zeynep karakteri ile çok sevilmiştir; her ne kadar Aslıhan Malbora Ağlama Anne dizisi ile yükselişe geçse de Ağlama Anne dizisi erken final yapmaktan kurtulamamıştır. 1995 Afyon doğumlu güzel oyuncumuz 24 yaşındadır ve kariyerinin en güzel zamanlarından birini yaşamaktadır. 1.63 cm boyu ile her ne kadar kısa olsa da güzel fiziği ile dikkat çekmektedir. İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği mezunu olan oyuncumuz üniversite de tiyatro ile ilgilenmiş ve kendini geliştirmiştir. Akademi 35.5 da oyunculuk eğitimi alan Aslıhan Malbora ilk deneyimini Seven Ne Yapmaz dizisi ile yaşamıştır. Sonrasında ise Star Tv’nin Kalbimin Sultanı isimli dizisinde de yer alan Aslıhan Malbora dizide Saliha Sultan karakterine hayat verdi ancak Kalbimin Sultanı dizisi tutmayınca erken final yapmak zorunda kaldı.
Ayda Akman cazibeli ve güzel bir inşaat mühendisidir. Ayda cazibesine güvenir ama her zaman da mühendis zekasıyla hareket eder. Ayda erkekleri iyi tanır; onların tüm oyunlarını iyi bilir ve erkeklere karşı en iyi oyunu da o kurar. Ayda ve Selin yakın arkadaşlardır ve Demir’i şirketten uzaklaştırmak için Selin’e yardım eder. Ayda Selin’in veteriner arkadaşı İbo ile tanışır ve ona aşık olur.
Ali Barkın (Bora) Ali Barkın 1985 doğumludur ve 34 yaşındadır. Orta Doğu Teknik Üniversitesinde İnşaat Mühendisliği mezunu olan deneyimli oyuncu mühendisliği değil oyunculuğu tercih etmiştir. Ali Barkın Yeşil Deniz ve Klavye Delikanlıları dizileri ile son yılların önemli dizi oyuncuları arasında girmeyi başarmıştır.
Bora Merve’ye aşık bir gençtir. Şirkette 3D modelleme işlerini o yapar. Demir’in gelmesi ile Merve ile araları açılır.
Deniz Işın(Merve) Deniz Işın Scorp fenomeni sempatik ve güzel bir kızdır. hızlı konuşmasıyla dikkat çeken Deniz Işın geleceğin başarılı oyuncuları arasında olmayı çok istemektedir.
Merve şirketin güzel ve romantik kızlarından biridir. Modellemeci Bora ile üç yıldır aşk yaşayan Merve sonunda sevdiği adamdan evlenme teklifi alır ama o gün şirkete genel müdür olan Demir’in şirket içi aşk yasağını açıklar ve işler karışır. Selin ile de yakın arkadaş olan Merve Demir’i göndermek için harekete geçer.
Cem Cücenoğlu(Muharrem Usta) Cem Cücenoğlu 1976 Ankara doğumludur ve 43 yaşındadır. Müjdat Gezen Sanat Merkezinde oyunculuk eğitimi alan Cem Cücenoğlu 1.93 cm boyunda ve 115 Kg ağırlığındadır. Cem Cücenoğlu son olarak Poyraz Karayel dizisinde hayat verdiği Taş Kaf karakteri ile çok sevilmiştir. Şevkat Yerimdar dizisi de yer almıştır.
Muharrem Usta şirketin usta başıdır. Şirket çalışanları ile çok samimidir ve onların her derdine yetişir. Bir görünüp bir kaybolan tuhaf bir adamdır herkesin çekindiği, sözü dinlenen her şeyden haberi olan bir adamdır.
Aziz Caner İnan (Vedat Ayhan) Aziz Caner İnan bilinen bir tiyatro oyuncusudur. Son olarak Siyah Beyaz Aşk ve Fi dizilerinde yer almıştır.
Demir’in yakın arkadaşı olan Vedat severek evlendiği eşinden boşanmış bilgili bir adamdır. Demir’le birlikte büyümüş olan Vedat Demir’i kardeşi gibi sever. Serasında yetiştirdiği çiçeklerle bazen birlikte peyzaj işleri yaparlar. Vedat da Artemim’de aşkını yeniden bulacaktır.
Ayşe Tunaboylu (Leyla Günbakan) Ayşe Tunaboylu 1962 İstanbul doğumludur ve 57 yaşındadır. 9 Eylül Güzel Sanatlar mezunu olan oyuncumuz 160 cm boyunda ve 63 kg’dır. Ayşe Tunaboylu son olarak Seni Kimler Aldı ve Hayat Ağacı dizilerinde yer almıştır.
Leyla ve Firuze bir birleri ile hiç anlaşamayan iki kardeştir. Babalarından kalan evi Leyla Selin’e satar. Selin Leyla’dan evin yarısını alsa da tamamının parasını öder. Leyla hapse girmemek için Selin ve Demir’i bir birlerine aşık etmek ister.
Binnur Şerbetçioğlu(Firuze Günbakan) Binnur Şerbetçioğlu 1960 İstanbul doğumludur ve 58 yaşındadır. İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu olan deneyimli oyuncu yine kendisi gibi Tiyatro oyunusu Tarık Şerbetçioğlu ile evlidir. İstanbul Şehir Tiyatrolarında oynayatrak deneyim kazanan Binnur Şerbetçioğlu Ömer Seyfettin serisinin senaristidir. 2018 de Eyvah Karım ve 2016 da ŞAhane Damat dizilerinde yer almıştır. Özellikle Akasya Durağı dizisinde Şükran karakterine hayat vermesi ile ekranda çok tanınmıştır.
Firuze ve Leyla babalarından kalan ev için anlaşmazlığa düşer. Firuze evde ki kendi hakkını Demir’e satar; ama Demir’e evin tamamının onun olduğunu söyler. Yaptığı hatanın farkında varan Firuze bu işten ancak Demir ve Selin’i evlendirince kurtulacağını düşünür.
Ayfer Tokatlı (Azmiye Boşgeçmez) Kadir Has Üniversitesi-Oyunculuk mezunudur Wetalent Management’ın oyuncusudur. 1.58 m boyunda ve 49 kg ağırlığında olan oyuncu İstanbul doğumludur ve şuanda 31 yaşındadır. Marmara Üniversitesinde Tarih Öğretmenliği mezunu olan Ayfer Tokatlı Baba Candır dizisi ile ünlenmiştir.
Artemim kulağı kesik, her şeyden haberi olan sekreteridir. Sekreter Azmiye pratik zekası çok yüksek bir kadındır. Zekası bazen başa bela açarken bazende beladan kurtarır.
M. Fatih Özkan(Ferruh Özerdim) Fatih Özkan 1 Aralık 1982 Eskişehir doğumludur ve Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunudur. Son olarak Deliha 2 ve Görümce gibi filmlerde yer almış ve Arka Sokaklarda oyuncu olarak oyunculuk sektörüne giriş yapmıştır.
Ferruh Artemim’in finans müdürüdür. Artemim’in iflas etmemesi için vekaleten genel müdürlüğe bakan Burak ile riskli işlere imza atar. Ferruh ve Burak aldığı yasa dışı kararlar ile şirketi batmaktan kurtarmıştır ama şirketin başına Demir geçinde geçmişte Burak ile çevirdikleri dümenlerin her an ortaya çıkabilecek olmasından çok korkar. Komik bir adamdır.
Barış Yıldız Barış Yıldız 1982 doğumludur ve 37 yaşındadır. Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuvar mezunudur. Çalgı Çengi İkimiz filminde Selami karakterine hayat vermiştir. Özellikle Kardeş Payı ve Familya ve Düğün Dernek İki filmi ile sevilmiştir.
Özge Gürel 5 Şubat 1997 yılında İstanbul da dünyaya geldi. 22 yaşındaki oyuncunun anne tarafı Selanik göçmeni, baba tarafı ise Çerkezdir. Beykent Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü’nü yarıda bırakmıştır. İlk Oyunculuk deneyimini Kızım Nerede ile gerçekleştirmiştir. Huzur Sokağı dizisinde Melisa, Muhteşem Yüzyıl dizisinde Rana Hatun karakterini oynamıştır. Onun yükselişi Med Cezir dizisinde oldu. Bu dizide Ada karakteri ile ismi bir anda parladı. Son olarak Muhteşem İkili dizisinde Nilüfer karakteriyle rol almıştır.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.15 21:52 fragmanlife Gunesin Kizlari dizisi konusu ve oyunculari

Gunesin Kizlari dizisi konusu ve oyunculari Hikaye ve Künye Güneş, 35 yaşında, 3 çocuklu İzmirli bir edebiyat öğretmenidir. 17 yaşındaki birbirinden tamamen zıt karakterli, çift yumurta ikizi olan kızları Nazlı, Selin ve onlardan iki yaş küçük Peri ile kendi hallerinde, mutlu bir hayat sürmektedirler. Derken, Güneş’in karşısına İstanbullu bir iş adamı olan Haluk Mertoğlu çıkar. Haluk ve Güneş birbirlerine âşık olurlar. Haluk’un kısa sürede evlenme teklifi etmesi, Güneş’i şaşkına çevirir. Güneş, teklifi kabul etmek ister ancak; ortada küçük bir sorun vardır. Kızları, henüz Haluk’un varlığından haberdar değildir. İkizlerden Nazlı, bu evliliğe külliyen karşı çıkar. Selin, hem annesi hem de kendisi için bu evliliğin çok iyi bir fırsat olduğunu düşünürken, en küçükleri Peri, annesini mutlu eden seçimin onu da mutlu edeceğini söyler. Nazlı’nın çıkardığı bütün sorunlara rağmen Haluk’un Güneş’ten vazgeçmeye hiç niyeti yoktur.
Güneş ve kızları Mertoğlu ailesinin yaşantısının ortasına bomba gibi düşerler. Mertoğlu ailesinin hayatı, hiç de dışarıdan göründüğü kadar mükemmel değildir. Güneş'in kızlarının gelişiyle, tüm dengeler değişecek ve bütün sırlar ortaya dökülecektir.
Yapım: Süreç Filmcilik
Yapımcı: İnci Gündoğdu, İsmail Gündoğdu
Uygulayıcı Yapımcı: Akın Topuz
Yönetmen: Sadullah Celen
Senaryo: Deniz Dargı ve Cenk Boğatur
Görüntü Yönetmeni: Yalçın Yadel
Sanat Yönetmeni: Hasan Doğan
Oyuncular: Emre Kınay (Haluk), Evrim Alasya (Güneş), Tolga Sarıtaş (Ali), Burcu Özberk (Nazlı), Berk Atan (Savaş), Hande Erçel (Selin), Miray Akay (Peri), Meltem Gülenç (Rana), Funda İlhan (Sevilay), Teoman Kumbaracıbaşı (Ahmet), Süreyya Güzel (İnci), İrem Helvacıoğlu (Tuğçe), Sarpcan Köroğlu (Emre), Kanat Heparı (Mert) ve Sarper Arda (Can)
Miray Akay Peri Yılmaz
Küçük kız kardeş. İnsanları mutlu etmeyi her zaman kendi mutluluğunun önüne koyuyor.
Peri’nin tek istediği annesinin mutluluğu… Utangaç yaradılışlı, insana güven veren bir kız. Aynı zamanda kırılgan göründüğünden pamuklara sarmalayıp saklama hissini uyandırıyor insanda… Başkalarının dertlerini kendi dertlerinden daha çok önemsiyor.
BİYOGRAFİSİ:
DOĞUM YERİ – YILI : Ukrayna / 17.07.2000
EĞİTİM DURUMU : Emlak Kredi Bankası Ortaokulu'nda Okumakta.
DAHA ÖNCEKİ İŞLERİ : Benim Adım Gültepe, 20 DK, Bitmeyen Şarkı, Kelebeğin Rüyası, Halam Geldi, Eve Dönüş, Balık
Evrim Alasya Güneş
İzmirli, 35 yaşında güzel, çekici bir kadın. Lisede edebiyat öğretmeni olan Güneş, hayatını üç kızına adamış fedakâr bir anne... Kibar, nazik, narin, ince, soğukkanlı olmasına rağmen konu kızları olduğunda dişlerini göstermekten hiç çekinmiyor. Genç yaşında anne olduğundan, neredeyse kızlarıyla beraber büyümüş, bu yüzden onlarla arkadaş aynı zamanda.
Güneş, her zaman mantığının sesini dinliyor… Bu kadar hesaplı davranmasa, 3 kızını tek başına büyütmesi mümkün olmazdı. Şimdi kızları büyümüş olsa da, kendini koruma refleksi yer etmiş durumda, artık aşamıyor. Bu yüzden Haluk Mertoğlu ile tanıştığında uzun süre aşka direniyor. 35 yaşında âşık olma fikri ona imkânsız gelse de aşktan kaçamıyor. Seneler sonra ilk defa mantığını bir kenara bırakıp, kalbinin sesini dinliyor.
Hande Erçel Selin Yılmaz
Süslü püslü, aklı bir karış havada... Selin’in ikiziyle tek ortak noktası, aynı anneye sahip olmaları. Selin çok güzel bir kız. Üstelik güzelliğinin de fazlasıyla farkında. Nazlı’nın aksine neşeli, hayat dolu... Büyümeye birazcık fazla hevesli. Hayatı doya doya yaşamak istiyor, değişikliklere balıklama atlıyor.
Havalı, bilmiş, kokoş… Ama kim ne derse desin çok eğlenceli… Çok cesur. İnsanlara güvenme konusunda her ne kadar çuvallasa da, asla duygularından vazgeçemiyor. Duyguları ortada, asla kabuğuna çekilmiyor. Herkesin okuyabileceği açık bir kitap… Çok çabuk yeniliklere adapte oluyor. Selin, İstanbul’a taşındıkları için dünyanın en mutlu insanı bu aralar
Burcu Özberk Nazlı Yılmaz
Nam-ı diğer hırçın kızımız. İkizlerden ‘büyük’ olanı. Tabi sadece 5 dakika farkla. Ama bu Nazlı’nın her fırsatta ablalık taslamasını engellemiyor. Selin ile hiç anlaşamıyorlar. Nazlı, inatçı, başı beladan kurtulmayan, kavgacı, bela bir genç kız. Sürekli bir volkan gibi patlıyor, sürekli atarlı! Hırçınlığı çevresindekilere zarar verse de, en çok kendisine zarar veriyor. Neyse ki hayatında resim var. Grafiti artisti olan Nazlı, kendini en iyi şekilde sokaklarda ifade edebiliyor. Sokağın, öfkenin, isyanın ruhu olan rap müzik de Nazlı’nın vazgeçilmezi…
BİYOGRAFİSİ:
DOĞUM YERİ – YILI : Eskişehir /01.01.1990
EĞİTİM DURUMU : Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü
DAHA ÖNCEKİ İŞLERİ : Muhteşem Yüzyıl
Emre Kınay Haluk Mertoğlu
Güneş'in kocası. İstanbullu. Ali’nin babası.
Haluk’un iki ayrı tarafı var. Biri karanlık , biri aydınlık… Karanlık tarafını, senelerdir ustalıkla saklayabiliyor. Aydınlık tarafı ise o kadar büyüleyici ki, insan başka bir tarafa bakmıyor bile. Bir kere yakışıklı, karizmatik, kibar, düşünceli, romantik bir adam… Başarılı, güçlü bir adam…
BİYOGRAFİSİ:
DOĞUM YERİ – YILI : İstanbul / 1970
EĞİTİM DURUMU : Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü
DAHA ÖNCEKİ İŞLERİ : Ulan İstanbul, Sil Baştan, Güneşi Beklerken, Benimle Var Mısın?, Karınca Kapanı, Ustura Kemal, Evvel Zaman Hikayesi, Dürüye'nin Güğümleri, Güneşi Gördüm, Aile Reisi, Ah Kalbim, Karamel, İki Aile, Yılan Hikayesi
Tolga Sarıtaş Ali Mertoğlu
Haluk’un oğlu. 17 yaşında.
Yakışıklı, zeki, kurnaz, havalı… Halası Rana gibi sinsi ve içten pazarlıklı bir tarafı da var. Hayatında amacı olmayan, baba parası yiyen, züppe imajı var. Dünya umurunda değil gibi davranıyor. Güçlü görünmeye çalışıyor. Babasından çekiniyor. Onu sinirlendirmemeye çalışıyor çünkü sonra başına iyi şeyler gelmeyeceğini geçmişte tecrübe etti.
Ali’nin ciddi kız arkadaşı olmamış, onun yanındaki kızlar sık sık değişmiş. Hiç âşık olmamış ve aşkı ciddiye almıyor. Şaşırtıcı derecede çalışkan bir çocuk… Dersleri ciddiye alıyor. Bir kere bir an önce bu evden ve babasından kurtulmak istiyor. Ancak başarılı olursa kendini kurtarabilir.
Berk Atan Savaş Mertoğlu
Rana'nın üvey oğlu. Ali’nin üvey kuzeni. 18 yaşındaki esas oğlanımız. Yakışıklı, serseri, tehlikeli, çekici… Rock star havası var.
Önceden çok sevilen ve popüler bir çocuk olan Savaş’ın hayatı 1 sene evvel kız arkadaşı Melisa’nın ortadan kaybolması ise tepetaklak olmuş.
Savaş’ın öfke sorunu sebebiyle zaman zaman bayılmaları, uyandığında ise kayıp zamanda ne yaptığını hatırlamama sorunu var. Melisa ile olan akşam da bunlardan biri. Savaş, asla Melisa’ya bir şey yapmayacağını biliyor ama yine de neden hatırlamadığı konusu beynini kemiriyor.
Aylar sonra klinikten çıktığında ise herkes tarafından dışlanmış, istenmeyen biri olarak hayatına dönüyor. Okula başladığında yeni bir lakabı oluyor; ‘katil’...
BİYOGRAFİSİ:
DOĞUM YERİ – YILI : İzmir / 26.09.1991
EĞİTİM DURUMU : Beykent Üniversitesi Oyunculuk Bölümü'nde Okumakta.
DAHA ÖNCEKİ İŞLERİ : Her Şey Yolunda Merkez, Altındağlı
Meltem Gülenç Rana Mertoğlu
Haluk ve Ahmet’in ablası… 55 yaşında. Hiç evlenmemiş. İstanbul hanımefendisi, kibar. Pasif agresif, kuralcı, obsesif… Kibar, nazik ve asla kimseyle direkt arasını bozmayan poker yüzlü bir kadın… Çok kontrollü ve çok oyuncu… Kardeşlerini parmağında oynatıyor gibi görünüyor.
Savaş, Rana'nın üvey oğlu. Donuk ve mesafeli karakterini kıran, şefkat hissettiği belki de tek kişi. Savaş'a gözü gibi bakıyor.
BİYOGRAFİSİ:
DOĞUM YERİ – YILI : Ankara / 30.05.1970
EĞİTİM DURUMU : Ankara Üniversitesi Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü – Oyunculuk Ana Sanat Dalı
DAHA ÖNCEKİ İŞLERİ : İki Yaka Bir İsmail
Güneş, komadan uyanır. Ancak son 2 seneyi hatırlamamaktadır. Ne İstanbul’u, ne de Haluk’u... Kızlar için en önemli şey annelerinin sağlığıdır. Bu yüzden geçmişle ilgili Güneş’i üzecek olayları, annelerinden saklamaya karar verirler. En azından Güneş, daha iyi olana kadar.
Ali’nin doğum günüdür. Selin her şeyin yoluna gireceğini düşünür, sonunda kötü günler geride kalmıştır. Selin, Ali’ye sürpriz bir doğum günü partisi düzenler; ancak Ali’nin, Selin’den sakladığı sırrın ortaya çıkması an meselesidir.
Nazlı, Savaş’ın ondan sakladığı sırrın Haluk’la ilgili olduğundan şüphelenir. Nazlı gerçeği öğrendiğinde ise, Güneş’in hafızasının hiç yerine gelmemesini tercih edecektir.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2018.09.19 10:01 Guy_from_Istanbul İşte bu yüzden ben de mutsuz ve rahatsızım.

Rahatsızlığım düzeltemeyeceğimiz, düzeltmesi çok zor olacak şeylerden kaynaklanıyor.
Mesela adam yolun ortasına trafiği bloke edecek şekilde bırakmış Doblosunu gitmiş.
Bekle ki, gelsin.
Geliyor sonunda. “Birader ayıp değil mi, bunu böyle bırakmışsın bak arkada koç otomobil bekliyor” diyorsun.
Otomobilini böyle bırakan her yerde olur dünyada.
Rahatsızlığım oraya arabasını bırakması değil.
Ama bu adama kibarca bir uyarı yapınca aldığın “Sana mı soracağım lan” yanıtı rahatsız ediyor beni.
“Abi kusura bakma bir şey indiriyordum özür dilerim” dese mutsuz olmayacağım. “Tamam birader” diyeceğim.
Ama öyle demiyor işte. “Kabalık, dayılanmak, pişman olmamak, yanlışını bilmemek, hatayı marifetleştirmek” beni önce rahatsız, sonra mutsuz ediyor.
Pazar akşam vakti. Ada’da tüm gün piknik yapıp eğlenmiş iki genç kız vapurla kente geri dönüyor.
Vapurun arkasında kıyamet kopuyor. Bir adam bas bas bağırıyor, zannedersin denize biri düştü. Ne oluyor diye bakıyorsun. Adam kılıklı ve yanındaki ihtiyar, iki genç kıza bağırıyorlar. Gerekçe genç kızlar gülüyormuş. “Gülmenizden rahatsız oldum” diyor Genç kızlar şaşkın, “Bir şey yapmadık güldük” diyorlar.
Adam bağırmaya devam ediyor, “Herkesi rahatsız ediyorsunuz” diye. Orada oturan bir başka adam “Yo ben rahatsız olmadım” diyor.
Bu sefer onların üzerine yürüyor ipinden boşanmış ipsiz.
Gülmekten, tebessümden rahatsız olan birilerinin varlığı beni rahatsız ediyor, mutsuz oluyorum.
Akşam vakti yolda taksi bekliyorsun. Senin gibi bekleyen birkaç kişi daha var. Herkes sırayla boş gelen taksiye biniyor. O sırada öküzün biri geliyor ve ilk gelen taksiye atlıyor. Sırası geldiği için binmeye çalışanları itekleyerek. “Birader herkes bekliyor ayıp değil mi?” diyorsun. “Sana ne ulan, uyanık olsaydın sen binseydin” diyor.
İndirip ağzını burnunu kırmak geliyor içinden ama yapamıyorsun. Rahatsız oluyor, mutsuz oluyorsun.
Liyakat diye bir şey kalmamış. Adamı bir göreve getiriyorlar. Batırıyor. Vatandaşı da çalışanları da mağdur ediyor, rezil ediyor.
Olur. Herkes hatalı atama yapabilir, hatalı seçim yapabilir. Dönersin, düzeltirsin değil mi!
Hayır öyle olmuyor…
Mağdurlar şikayet ediyor.
Görevden alınıyor. Seviniyorsun. “Hak yerini buldu” diyorsun.
Kursağında kalıyor, bir bakıyorsun, daha üst bir pozisyonda karşına çıkıyor. Üstelik şikayet edenin sen olduğunu biliyor. “İşin düşer bana” diyor açık açık. Rahatsız olmuyorsan, mutsuz olmuyorsan aklından şüphe ederim.
Adam yolda eşini tartaklıyor. Müdahil oluyorsun.
“Birader, yapma” diye araya giriyorsun. “sana ne ulan i..e” diyor.
Haklısın bana ne de bu olmaz diyorsun. Sonunda kavga gürültü, karakolluk oluyorsun.
Karakolda tecrübeli memur ahkam kesiyor, “Abi sana ne ya, boş ver bunlarla uğraşılır mı?”
Devletin görevlisi rahatsız olmuyor, ben oluyorum.
İnsanlığımızı, medeniyetimizi, insanlaşma çabamızı, gelişme gereksinimimizi, zarafetimizi, terbiyemizi kaybediyoruz.
Daha vahimi bu kaybı kazanç zannetmeye başlıyoruz.
Ekonomi bozulur düzelir, iktidarlar hata yapar değişir, halk tarafından değiştirilir.
Ama insanlığımızı, zarafetimizi, saygımızı, terbiyemizi kaybedersek bu öyle kolay kolay geçmez.
——————————
F. Altaylı’nın 19/09/2018 tarihli yazısından özetleyerek aldım.
submitted by Guy_from_Istanbul to Turkey [link] [comments]


Taylandda Kizlar Beni Taciz Etti..  Pattayadaki Türk ... kızlarsoruyor: EŞİMİN GARİP İSTEKLERİ.. - YouTube SİNAN YILMAZ'DAN HORON ŞOV - TARİH: 26.01.2016 THE ASLI - YouTube KIZLAR İÇİN VAZGEÇİLMEZ 30 TÜYO - YouTube Kızlar Tarih Boyunca Ne Kadar Değişti? Selena kızların derslerine yardım ediyor! - YouTube

‘Altın Kızlar’ tarihi başarıyı anlattı! ‘Çok inanmıştık ...

  1. Taylandda Kizlar Beni Taciz Etti.. Pattayadaki Türk ...
  2. kızlarsoruyor: EŞİMİN GARİP İSTEKLERİ.. - YouTube
  3. SİNAN YILMAZ'DAN HORON ŞOV - TARİH: 26.01.2016
  4. THE ASLI - YouTube
  5. KIZLAR İÇİN VAZGEÇİLMEZ 30 TÜYO - YouTube
  6. Kızlar Tarih Boyunca Ne Kadar Değişti?
  7. Selena kızların derslerine yardım ediyor! - YouTube
  8. Yaşamış En Güçlü Kadınlardan Biri - KLEOPATRA - YouTube

Lütfen videoma like atmayı ve kanalıma abone olmayı unutmayın :) beni instagramdan takıp edin https://www.instagram.com/ismailemre34 50+ videos Play all Mix - SİNAN YILMAZ'DAN HORON ŞOV - TARİH: 26.01.2016 YouTube Sinan Yılmaz Gizem Kara Kızlar Dura Dura - Yarim - Ayancık Eymeleri - Bize Her Yer Ankara - Duration: 19:23 ... Selena Bölümler İzlemek İçin: https://bit.ly/2LwTOxX Selena Özel Sahneler İzlemek İçin: https://bit.ly/2sQDDFf Kayıp Prenses'in Bölümlerini İzlemek İçin: htt... Her kızın bilmesi gereken faydalı tüyolar Merhaba kızlar! Yoğun hayatımızın içinde istediğimiz her şey ile ilgilenmek zor olabilir. Mesela, gerekli makyaj ma... Oscar goes to Aslı. Tarih, Kleopatra gibi bir ömür geçiren çok az insanı kayda almıştır. O sadece bir firavun, bir imparator değildi. O unutulmayacak sıradışı özel bir kadındı. ... Kadın güzelliği kavramı yıllar içinde nasıl değişti? Etrafımızdaki her şeyin hızla değiştiği muhteşem bir zamanda yaşıyoruz. Teknoloji, moda, hayat tarzı ve tabii ki insanlar ... https://www.instagram.com/selinkidil/ https://twitter.com/hotbutmess